Bildiğimiz Haliyle Dünyanın Sonu Mu?

“It’s the end of the world as we know it” R.E.M.’in sevdiğim şarkılarından biridir. Ne kadar farkındasınız bilmiyorum ama şarkıda da söylediği gibi bildiğimiz haliyle dünyanın sonunu görüyoruz, insanlık farklı bir çağa adım atıyor, adeta gelecekte yaşıyoruz. Teknolojideki gelişmeler ve yaşamakta olduğumuz olağandışı iklim olayları bana Starwars, Avatar, Gattaca, Matrix, The Day After Tomorrow ve Interstellar gibi “bilim kurgu” filmlerinden sahneleri hatırlatıyor.

http://www.endustri40.com/endustri-tarihine-kisa-bir-yolculuk/

Tam da bankacı bir arkadaşımın sohbet esnasında insansız pilot şube uygulamalarının başladığını söylediği gün, yıllarca Silikon Vadisi’nde çalıştıktan sonra medeniyetin 30 yıl içinde çökmesini beklediği için bir adaya yerleşip kendine yetebilecek bir düzen kurmaya çalışan Facebook üretim eski müdürüne ilişkin habere denk geliyorum (1). Facebook Yapay Zeka Araştırmaları, ürettikleri yapay zekanın kendi dilini geliştirip robotların aralarında konuşmaya başladığını fark ediyor (2). Kurumsal bir firmada çalışan eşim, “endüstri 4.0”a, yani dördüncü sanayi devrimine uyum için geliştirilebilecek stratejiler üzerinde çalışıyor (endüstri devrimleri sırasıyla buhar, elektrik ve dijitale dayalı üretim tekniklerini içerirken dördüncü sanayi devrimi otonom robotlar, nesnelerin interneti, siber fiziksel sistemler gibi kavramlarla insanı neredeyse tamamen üretim süreçlerinin dışına taşıyor). Homo Sapiens ve Homo Deus kitaplarının tanınan yazarı Harari, “gereksizler” sınıfının doğuşuna vurgu yapıyor (3). Diğer taraftan, Amerika kıtasında yer alan ve faaliyete geçmesi halinde kıtanın 3’te 2’sini yaşanmaz hale getireceği ve Dünya’yı yeni bir buzul çağına sokacağı öngörülen Dünya’nın en büyük süper volkanı Yellow Stone’un zamanının yaklaştığına ilişkin tartışmalar haberlere yansıyor. İklim değişikliğinin etkilerine ilişkin her gün sayısız haber çıkıyor karşımıza, toplu hayvan ölümleri, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar, aşırı sıcakların neden olduğu orman yangınları, hava kirliliği nedeni ile okulların tatil edildiği ülkeler, yaz ortasında felaket boyutunda yaşanan dolular, hortumlar…

Çok değil 20-30 yıl öncesine kadar bu yazdıklarımı sadece bilim kurgu filmlerinde izlerdik ama zaman hızlandı. Bizler, ilk ATM’nin tanıtıldığı “pardon burası x bankası değil mi” reklam filmini izlemiş bir nesiliz, şimdi orta yaşlarımızın henüz başında insansız şubeleri ve çok daha fazlasını deneyimliyoruz.

Kapitalizmin en temel kavramı olan verimlilik’in babaları diyebileceğimiz ve üretimin makinalara bırakılması gerektiğini savunan Taylor ve Henry Ford bugünleri öngörmüşler miydi acaba? Verimlilik ve kar kaygısı ile yıllardır insana ve doğaya rağmen süregelen ve teknolojik gelişmelerle altın çağını yaşayan sistemde artık insan tamamen üretim denkleminden çıkma noktasında. İnsan, kapitalizmde amaç/ odak olmaktan çıkarılıp tamamen bir araç/ parametre konumuna indirgendi. Daha fazla tükettirilen, tükettikçe tükenen, doğayla ilişkisi koparılıp çelik ve beton kafeslere hapsedilen, sisteme gönüllü köle haline getirilen, yedikleriyle kısırlaştırılan, kanser gibi türetilmiş hastalıklarla ömrü kısaltılan, üretimden uzaklaştırıldıkça anlam yaratma kabiliyetini yitiren, mutsuz ve sadece sayılardan ibaret olan… Zaten sistemin ana hedefi de insanı mutsuz kılmak, çünkü mutsuz bir insan her zaman daha fazla tüketme potansiyeline sahip, hayatında yaratamadığı anlamı bir şeyleri satın alarak doldurmaya çalışması bir yana, mutsuzluğun getirdiği hastalıklar ve depresyon ayrı bir tüketim ekonomisi yaratıyor. Dünyayı yönetenler, Hitler’in başaramadığını, kapitalizm’le ve Yeşil Devrim’le üstü daha örtülü bir şekilde gerçekleştirmekteler.

Peki, insana ve doğaya rağmen olan bu sistem sürdürülebilir mi? Psikoloji alanındaki çalışmaların katkılarıyla sistem, insan davranışını öngörebiliyor ve hatta yönlendirebiliyor (diziler, kitaplar, bilgisayar oyunları, çizgi fimler, reklamlar, ambalajlar vd. aracılığı ile verilen bilinçaltı mesajlarla), hava durumunu, mevsimsel değişiklikleri tahmin edebiliyor olsa da gerek insanı gerekse doğayı fazla hafife aldığını düşünüyorum. Evet, insanlık yüzyıllardır derin bir uykuda ama artık yavaş yavaş uyanıyor, bunda internetin ve sosyal medyanın katkısı ise yadsınamaz. Her geçen gün daha fazla sistemden çıkış hikayesine denk geliyorum. Evet, doğa da yeterince sabır gösterdi, geçtiğimiz ay İstanbul’da yaşanan dolu felaketi hepimize doğa karşısında ne kadar çaresiz olduğumuzu hatırlatmadı mı?

Bilim kurgu filmlerinde seyrettiğimiz günler çok uzak değil. Hatta, Permakültürün iki kurucusundan biri olan David Holmgren sistemin çöküşünün önümüzdeki 5 yıl içinde (makale tarihi itibarı ile 2018’de son buluyor) gerçekleşmesi  ihtimalinin en az %50 olarak hesaplanması gerektiğini belirtiyor (4). Enerjideki daralma ve iklim değişikliği sonucu gittikçe kıtlaşan kaynaklar, yaşanabilir alanların paylaşımına yönelik çatışmalar, gıda savaşları, çeteler, sosyal kaos, otoritenin ve merkezi yönetimlerin daha da fazla güçlenmesi çok yakında yaşamayı beklememiz gereken pek de aydınlık olmayacak günler. Yüksek lisansım sırasında ders alma zevkine eriştiğim sevgili Özer Ertuna, “insanların özlemlerini karşılamayan” herhangi bir sistemin eninde sonunda yıkılmaya mahkum olduğunu, yeni dünya düzeninin “insanların özlemleri” doğrultusunda oluşacağını söylerdi. Ben de yakın geleceğimiz ne kadar karanlık olursa olsun inanıyorum ki, insanlığın tekrar bir sıçrama yapabilmesi için en dibi/ dünyanın bildiğimiz haliyle sonunu/ kıyameti yaşaması gerekiyor, ancak ondan sonra kıyam edebilir/ ayağa kalkabilir/ insanlığa yakışan yeni düzeni özlemleri doğrultusunda kurabilir.

Bizi bekleyen bu karanlık geçiş dönemine ne kadar hazır olunabilir bilmiyorum ama kesin olan o ki, bu dönemde bizlere okullarda öğretilmeyen hayatta kalma becerilerine ihtiyacımız olacak: en basitinden kendi yiyeceğini yetiştirebilme ve hatta kendini savunma becerileri gibi. Belki de bir sonraki yatırımınızı büyük şehirde yeni bir eve yapmaktansa kırsalda bir parça toprak edinmek her anlamda daha sağduyulu bir tercih olabilir. Ya da işe, Holmgren’in dipnotlarda linkini paylaştığım makalesini okumakla başlayabilir, hatta birkaç çeşit atalık tohum edinip altınmışçasına bir köşede saklar, küçücük bir saksıda da olsa ekip devamlılığını sağlayabilirsiniz.

It’s the end of the world as we know it, and I feel fine. Evet, bildiğimiz haliyle dünyanın sonu ve ben iyi hissediyorum.

Sevgiyle,

 

Haber kaynakları ve ilgili okumalar:

(1) http://www.birgun.net/haber-detay/medeniyet-30-yil-icinde-cokebilir-173553.html

(2) https://indigodergisi.com/2017/08/facebook-ai-fair-yapay-zeka-desifre/

(3) http://www.diken.com.tr/homo-sapiensin-yazari-harari-gereksizler-diye-yeni-bir-sinif-doguyor/

(4) Holmgren, 2013 yılında yayınladığı ‘Crash on demand (Talebin Çöküşü)’ makalesinde sistemin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu, talebi düşürmek suretiyle bu çöküşü hızlandırmanın ise doğanın ve insanlığın daha fazla hayrına olduğunu savunuyor. Hatta daha da ileri giderek, kışkırtıcı bir biçimde, insanları daha az tüketerek sistemi çökertmeye çağırıyor. Makaleye ilk  linkten, Holmgren’in makalesi ve gerçekleşmesini öngördüğü (gerçekleşmekte olan ve birbirine alternatif olmaktan ziyade eş zamanlı yaşanması beklenen) senaryolara ilişkin bir yazı dizisine ise takip eden linkten ulaşabilirsiniz.

https://www.holmgren.com.au/wp-content/uploads/2014/07/COD-in-turkish.pdf

http://permakulturplatformu.org/2014/03/13/cokusu-talep-etmek-bir-tartismanin-izinden-1/

Kitap Tavsiyesi:

– Kapitalizmin Son Direnişi, İ. Özer Ertuna

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir