Farklı Bir Ütopya: Anastasya’nın Vizyonları

Yunanca kökenli bir kelime olan ütopya, 1516 yılında ilk defa Thomas More tarafından türetilerek “aslında var olmayan mükemmel yer/ülke” anlamında kullanılmış. Aynı isimli eserinde, ideal devlet düzeninin nasıl olması gerektiğini ortaya koyan More’un Ütopya adası o kadar mükemmel ki, insanlarda ütopya kelimesi hep “var olamayacak kadar mükemmel” anlamını yüklenen bir kelime haline dönüşmüş. Halbuki halihazırda var olmaması, var olmayacağı anlamına gelmemeli, değil mi?

Tabi bir de işin karanlık tarafı var, distopyalar.  Distopya’nın kelime anlamı, kötü/ hastalıklı yer olmakla birlikte, ütopik toplumların karşıtı baskıcı sistemleri anlatmak için kullanılmakta. Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, Orwell’in 1984’ü ve Hayvan Çiftliği, hatta Golding’in Sineklerin Tanrısı en çok bilinen distopik yapıtlar.

Okumuş olduğum iki kitap (Anastasya serisi ve MS 2150) bu yazının konusunu belirlediğinde fark ettim ki, insanlığın özlemlerine cevap verecek daha iyi bir dünya düzenini anlatan ütopik kitaplardan çok daha fazla distopik kitap var belleğimde. Gerçekten de Google Amca’ya sorduğumda gelen listelerde; hem eser sayısı hem de popülerlik/ bilinirlik anlamında distopik edebiyat, ütopik edebiyatın epeyce önünde yer alıyor. Son yıllarda artan bir popülerliğe sahip olan distopik Netflix dizilerini de unutmamak lazım. Bu , mevcut sistemlerin ağırlıklı olarak baskıcı olmasının bir sonucu ve sisteme eleştirinin edebiyat tarafındaki yansıması olarak görülebilir. Diğer taraftan, sözkonusu kitapların bir kısmının gelecek kurgusu ile yazıldığı düşünüldüğünde, insanlığın geleceğine dair olumsuz vizyonlarının adeta kehanetmişçesine gerçekleşiyor olması korkutucu. İyimser tarafta kalıp mevcudu abartarak yazmanın var olmayanı hayal etmekten daha kolay olduğunu düşünebiliriz. Ya da sistemlerin, insanlığı daha iyisini istemeyecek ve hayal bile edemeyecekleri kadar esir aldığını!

Beni tanıyanlar ya da bu blogdaki eski yazılarımı okuyanlar, birkaç yıl önce bir parça toprak edinip doğal yollarla kendi gıdamızı yetiştirmeyi öğrenmeye niyet ettiğimizi bilirler, hatta bu blog da bu yolcuğun bir parçası olarak doğdu. Anastasya, ne kadar doğru bir karar verdiğimizi teyit edercesine tam da bu yolculuğun başlarında karşıma çıktı. Kitabın kapağını açtığınızda, metindeki kelime ve harf kombinasyonlarının insanlar üzerinde yararlı bir etki bırakacak şekilde oluşturulduğuna dair bir bilgilendirme yazısı karşılıyor okuyucuyu. Kendi adıma anlamsız bulduğumu itiraf etmeliyim, sonuçta böyle bir kombinasyon olduğunu varsaysak bile kitabın yazıldığı orijinal dil için geçerli olmalı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ancak dördüncü kitabın (Birlikte Yaratılış) başlarında yaşadığım eşsiz bir deneyime (esasen hal’e) dayanarak kitabın insanlar üzerinde gerçekten belli bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Rus bir tüccar olan Vladimir Megre’nin yazdığı 8 kitaplık seri (9. kitap Anastasya hayranlarının yazdığı şiirlerden oluşuyor) Rusya’da yayımlandıktan kısa süre içinde 10 milyon satışa ulaşmış ve 22 dile çevrilmiş (sadece ilk dört kitabın Türkçe çevirisi mevcut, diğer kitapları İngilizce olarak temin etmek mümkün). Bazıları Anastasya’nın, yazarın hayal ürünü olduğunu düşünse de, O’nun varlığına inanan pek çokları da kitaptaki düşünceleri ve vizyonları doğrultusunda Rusya’da bir halk hareketi başlatmışlar. Kitaplar (ilk kitap 1996 yılında yayınlanmış), önemli bir eko-köy hareketinin tetikleyicisi olarak anılıyor, öyle ki 2004 yılında okurların düzenlediği bir konferansta Anastasya etkisi ile kurulan 150 eko-köyün temsilcileri hazır bulunmuş. Rusya’nın güneyinde, Anastasya’nın eğitim konusundaki görüşlerini temel alan bir  de okul bulunuyor. Kitapların bu çapta yankı uyandırması bence Anastasya’nın vizyonlarının, insanların özlemlerinde karşılıklarını bulmasından kaynaklanıyor. Yazının başlığı ütopya olsa da, bu kelimeye yüklenen olumsuz “gerçekleşmesi imkansız” anlamından dolayı yazının devamında kitapla da paralel olarak “vizyon” kelimesini kullanmayı tercih edeceğim.

Anastasya, taygada tek başına (dedesi ve büyükdedesi de var ancak sürekli birarada değiller) yaşayan 1969 doğumlu genç bir kadın. Bu genç kadın; telepati, düşünce gücü, imgeleme yoluyla yaratım gibi Yaradılış’ından itibaren İnsan’a bahşedilmiş ancak İnsan’ın unuttuğunu/ unutturulduğunu ifade ettiği birtakım yeteneklere sahip. Tam da bu nedenle, kitapların okurları arasında onu peygamber ilan edenler de, tamamen hayal ürünü olduğunu düşünenler de var. Yazıyı kısa tutabilmek adına hikaye kısmına ilişkin daha fazla detay vermeyerek Anastasya’nın görüş ve vizyonlarını aktarmaya çalışacağım.

Anastasya’ya göre, yüzyıllardır Dünya ve insanlar “karanlık güçler”in tesiri altındalar. Bu karanlık güçler, Eski Mısır’da firavunları seçip yöneten rahipler, bugün hala iş başındalar ve değişen tek şey firavunların yerini ülke liderlerinin ve Sistem’in almış olması. İnsan’ın yaratılışında İnsan’da dengede olan tüm enerjiler (iyi-kötü, sevgi-nefret, ve tüm diğer tanrısal enerjiler) karanlık güçlerin bünyesinde dengenin bozulması ile cennet olan dünyayı bugünkü haline getirmiş. Karanlık güçler, farklı öğreti ve sistemler yaratarak İnsan’ı önemli olandan uzaklaştırmak, önemli olanı İnsan’dan gizlemek çabasındalar. “Tüm sistemlerin amacı, egemen olan İnsan’ı, Tanrı’dan ayırmak, bilge yaratıcıyı (İnsan’ı) öldürüp ruhsuz bir köleye dönüştürmek”. Başarılı da olmuşlar, İnsan bir biyorobot haline dönüşmüş, Varoluş’un özünü ve kendi kaderini düşünecek vakti yok ve Sistem’e hizmet edecek bir düzen içerisinde yaşıyor. Çok acı bir şekilde ise “sistem daima ebeveynler üzerinden işliyor”. Ebeveynler ve okullar, kendileri sistemin kölesi olduklarının farkına varmadan çocuklarını da sisteme gönüllü köleler olarak yetiştirmede el birliğindeler. Temelde, “eğitim ve öğretim sistemlerimiz varlığın özünü idrak etmemize, her insanın hayatının önceliklerini doğru belirlemesine yardım etmiyor”. Bu nedenle Anastasya’nın vizyonlarının temelindeki iki unsurdan ilki, çocukların yetiştirilmesi.

Anastasya’nın çocuk yetiştirmeye ilişkin temel prensiplerinin bazılarının karşılığını günümüzün popüler Waldorf veya Montessori okullarında bulmak mümkün: Çocuk yetiştirirken ebeveynler ve diğer büyükleri çocukla eşitleri imiş gibi konuşmalı, hatta bazı konularda, düşüncelerinin saflığı nedeniyle çocukların kendilerinden üstün olduğunu kabul etmeliler. Çocuk kendisi istemeden kucaklanmamalı, doyurulmamalı. Çocuklar mümkün olduğunca doğada, gözlemleyip düşünerek ve inceleyerek vakit geçirmeli, yapay oyuncaklar asla gerçek evrenin yerine geçmemeli. Çocukları düşünmeye yöneltecek sorular sorulmalı ama bir sorunun cevabını almadan yeni soru sorulmamalı. Bir parça toprak verip kendi istediğini yapmasına/ yetiştirmesine izin vermeli, yönlendirmemeli, yardım etmek için çocuktan izin istemeli. Doğada çocuk büyütmek; çiçekler, böcekler, canlı olan her şey “Yaratılış’la bağlantılı olduğu için çocuğa evrenin özünü ve kendi görevini kavramasında yardımcı” oluyor.

“Sevgi Evreni” Fotoğrafın kaynağı: https://hubpages.com/literature/Anastasias-Ringing-Cedars-The-Unimaginable-Truth

Anastasya’nın vizyonlarının diğer önemli unsuru ise daçnikler. Daçnikler, kendi sebze bahçeleri olan ve kendi ihtiyaçları için sebze, meyve yetiştiren Ruslar’a verilen isim. Anastasya’ya göre “daçnik fenomeni, İnsan’ın Varoluş’un özünü kavramasında bir geçiş” sağlıyor. Toprakla bağlantıda olmak ve sebze yetiştirmek kadar basit görünen bir iş, İnsan’ın evrenle ve “Yüce Akıl” ile bağlantısını yeniden kurmasına aracı oluyor. Her tohum milyonlarca yıldan beri süregelen evrensel bilgiyi taşıyor, İnsan’ın kendi ektiği tohumlar ve yetişme sürecinde iletişimde olduğu bitkiler o kişiye özel bir “Sevgi Evreni” oluşturuyor, o kişinin her türlü hastalığına iyi geldiği gibi yaşlanmayı geciktirip, ruhuna huzur veriyor, düşüncelerine açıklık getiriyor.

Anastasya’nın çocuklar ve daçnikler üzerine kurduğu vizyonlarında, geleceğin Rusyası’nda şehirlerde alçak katlı evlerin duvarları canlı renklerle boyanmış, evlerin duvarlarını manzara ve çiçek resimleri süslüyor. Evlerin çatılarından asmalar sarkıyor. Kentin tüm sokak ve caddeleri orman ve meyve ağaçları ile ağaçlandırılmış ve çiçeklendirilmiş. Hava temiz, insanların direkt nehirden içtikleri su canlı ve temiz. İnsanların işleri evlerine yakın olacak şekilde düzenlendiği için trafik yok, çok az sayıda araç var. İnsanların büyük bölümü ise şehir dışındaki aile arazilerinde yaşayıp çalışıyorlar. Her bir aileye kanunla bir hektar arazi tahsis edilmiş*, arazi sonraki nesillere aktarılıyor ve arazilerde yetiştirilen ürünler vergiye tabi değil. Aile arazileri canlı çitlerle (ağaçlar, çalılar) çevrelenmiş, her bir arazinin en az yarısı orman ağaçlarına ayrılmış, birer küçük gölet, ağıl ve kümesleri var, içi boş ağaç kütükleri arılar için kovan olarak yerleştirilmiş, sonraki nesiller dedelerinin diktiği ağaçlardan ahşap evler yapıyor, sevgi enerjisinin sardığı bu evler onları koruyup iyileştiriyor. Her şey doğada uyum içinde yetiştiğinden gübrelemeye ve kimyasallara, böcek ilaçlarına ihtiyaç kalmıyor (Fukuoka’nın Doğal Tarım ve Mollison’ın Permakültür prensipleri). Ormandaki hayvanlar artık İnsan’ı bir tehdit olarak görmüyor, sincaplar, ayılar ve kurtlar İnsan’a hizmet ediyor. Geleceğin çocukları düşünce gücüyle silahları yok ederek, Dünya çapında bir silahsızlanma hareketi başlatıyorlar. Rusya’da başlayan bu hareket zamanla tüm Dünya’ya yayılıyor. Uykusundan uyanan ve Dünya’yı tekrar Cennet’e çeviren İnsan, yaratım gücünü yeniden keşfediyor.  Tanrı’nın kendi suretinde yarattığı İnsanlar, tanrılara dönüşüyor, yaratmayı tecrübe etmeleri için var olan diğer gezegenlerde yeni dünyalar yaratıyorlar.

Anastasya’nın varlığına inanırsınız veya inanmazsanız, kitap serisini bilim kurgu bir hikaye olarak ya da Yeni Çağ akımına ait kişisel gelişim kitaplarının bir versiyonu -pek çok dini, kadim, ezoterik, okült, spiritüel bilginin bir arada sunulduğu masalsı bir versiyonu, olarak değerlendirebilirsiniz. Üç yıl önce okuduğum sekiz kitaplık seriyi bu yazıyı yazarken tekrar elime alıp bazı bölümlerini yeniden okudum. Kurgu veya gerçek, söyleyebileceğim tek şey satırlardan ulaşan bir sevgi enerjisi olduğu, özellikle bazı bölümlerinin içimdeki bir şeyle bağlantı kurduğu, bende bir sevinç, mutluluk, coşku hali yarattığı. Distopik eserlerden, dizilerden bunaldıysanız, İnsan’ı yücelten bir şeyler okumak isterseniz, sizin de dayatılandan farklı bir Dünya vizyonunuz varsa, yakın zamanda çocuk sahibi olduysanız/ olmayı düşünüyorsanız, bir sebze bahçesi edinme**/ ağaç yetiştirme niyetiniz varsa bir haftasonunuzu Anastasya’ya ayırmak size de iyi gelecek.

Sevgiyle,

 

Kitaplardan birkaç alıntı:

“İnsanlar çocukların ne olduğunu gördükleri zaman insanlık kurtulacak, İnsanlar cennette yaşamayı öğrenecek.”

“… İnsan’ın beslenme gibi bir sorunu yoktur. Tıpki nefes alır gibi yemek yemeli İnsan, yemeğe özel bir ilgi göstermeden, yediğini aklına getirmeden. Tanrı, bu sorunu diğer canlılara ödev kılmıştır; İnsansa kendi ödevlerini yerine getirerek İnsan gibi yaşamalı”

“Düşünce her şeyden önce gelir, zamanla somutlaşır ve toplumsal düzeni değiştirir.”

“Düşünce ve kelime, sadece İnsan’a verilen yaratım araçlarıdır. … ruh ve kelimeler arasında bağ olduğu zaman, imgelere bağlı olarak söylenen kelimelerin gerçekleşme gücü vardır.” Bu imgeleme gücüyle yaratımdır, İnsan’ın sahip olduğu en önemli güç ve muazzam bir enerji kaynağıdır.

“İnsan doğada var olmayan hiçbir şeyi icat edemez.”

“Yeryüzündeki her bir bitki ve hayvan İnsan’a hizmet için yaratılmıştır, günümüzde İnsan bunlardan yararlanmayı tam olarak bilmiyor.”

 

* Bu vizyonun yer aldığı 5. Kitabın yayımlanmasından yaklaşık 3 yıl sonra, ülke genelinde yaşanan açlık ve işsizliğe bir çözüm olması amacıyla, 7 Temmuz 2003’te Putin, Özel Bahçecilik Yasası olarak tercüme edebileceğimiz bir yasayı devreye almış. Bu yasa ile devlet arazileri tarım yapmak üzere vatandaşlara tahsis edilmiş. Kaynak: https://themoscowtimes.com/articles/harnessing-family-farmers-32492

** Japonlar’ın dünyanın en uzun ömürlü insanları olduğunu biliyoruz. Her 100.000 Japon’dan 24.055’inin 100 yaşında olduğunu ise henüz son sayfalarını okumakta olduğum “Ikigai- Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırları” isimli kitaptan öğrendim. Kitabın yazarlarının Okinawa’da yaptıkları araştırmaya göre 100 yaş civarındaki insanların ortak özelliklerinin en başında hepsinin kendi sebze bahçeleri olması geliyor.

Farklı Bir Ütopya: Anastasya’nın Vizyonları” üzerine 6 düşünce

  1. Esra

    Hale’cim eline sağlık. Keyifle okudum. Yıllar önce bu seri hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. O zaman gözlerin parlayarak anlattığın kitabın satırlarına kendi yaşamında hayat vermen harika ve tabii bizimle de paylaşman:) Daha sık yazman dileğiyle😊👍

    Cevapla
  2. Çağla İscan

    “İnsanlar çocukların ne olduğunu gördükleri zaman insanlık kurtulacak, İnsanlar cennette yaşamayı öğrenecek.”

    Kesinlikle katılıyorum 😉 🙏🙏 (ve yer verdiğin diger başlıklarada )

    Cevapla
    1. ogunhale Yazar

      Kitapları da bir ara okumanı tavsiye ederim :), yeni baskısı yokmuş ama yakınız nasılsa 😉

      Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir