Etiket arşivi: Cafe de Olla

Meksika (Mexico City) Gezi Notları-2

Yazının ilk bölümünde http://gridenyesile.com/meksika-mexico-city-gezi-notlari-1/ söz verdiğim üzere Meksiko City’de nerede kalınır, nereleri görmeli, nerede ne yenilir-içilir bu satırlarda:

Meksiko City’de Nerede Kalınır, Görülmesi Gereken Yerler:

Otelimiz Casa Comtesse ve Yağmurlu Bir Gecede Condesa

Eğitim Sheraton’da idi ancak biz eğitim öncesinde şehrin Condesa bölgesinde kaldık. Çok da doğru bir seçim olmuş. Condesa, Meksiko City’nin Cihangir’i. Genel olarak gençlerin, öğrencilerin, sanatçıların tercih ettiği bohem, nezih ve sakin bir bölge. Sokak aralarında pek sevimli cafelere ve sanat galerilerine rastlamak mümkün. Kaldığımız otelin (Casa Comtesse) alt katı da bir sanat galerisine ev sahipliği yapıyordu. Kalmaktan çok keyif aldığımız bu butik otelin taze ve egzotik meyve, meyve suyu ve marmelatlarının ağırlıklı olduğu kahvaltıları da gayet başarılıydı.

 

 

Sheraton’un bulunduğu Paseo de la Reforma, Meksiko’nun ana caddesi. Bu cadde boyunca görecekleriniz arasında Bağımsızlık Meleği, Devrim Anıtı, Chapultepec Parkı (Çekirge Tepesi anlamına gelen bu kelimedeki tepec ile Türkçe tepe kelimelerinin benzerliğini ve soyadını Atatürk’ün verdiği Tahsin Mayatepek’in soyadındaki tepek kelimesinin kaynağı olduğunu not edelim), Modern Sanat Müzesi ve Ulusal Antropoloji Müzesi yer alıyor. Ulusal Antropoloji Müzesi’ne 2-3 saat ayırmanızı tavsiye ederim, burada Meksika’da İspanyol işgali öncesi döneme ait farklı uygarlıkların geride bıraktıklarını ve meşhur Aztek takvimini görebilirsiniz.

Duvar Resmi- Rivera

Bilin bakalım en öndeki mask’ın arkasında kim var?

Meksika’nın Maskları Sergisinden

Şehrin diğer bir ünlü meydanı ise Zocalo Meydanı, şehrin belki de en kalabalık meydanı burası. İlk yazıda adı geçen Metropolitana Katedrali bu meydanda. Yakınlardaki Hükümet Sarayı’na (Palacio Nacional) da birkaç saat ayırmalısınız. Burada Meksika’nın ünlü ressamı Diego Rivera’nın Meksika tarihini anlatan görkemli duvar resimlerini görebilir, ayrıca çeşitli Meksika kabilelerinin masklarının sergilendiği Meksika’nın maskları sergisini gezebilirsiniz.

 

Mavi Ev

Mayalar’ın Dansı

Meksiko’nin görülmezse olmaz bir semti Coyoacan. Denizi olmasa da bende Ortaköy’deymişim hissi uyandıran bu meydanda hediyelik eşyalarınızı alabileceğiniz gayet kapsamlı ve keyifli bir pazar ve el sanatlarının sergilenip satıldığı bir de pasaj var. Şans eseri bir Maya kabilesinin dansına denk geldik, tütsüler ve davullar eşliğinde, 7’den 70’e belki de 80’e, yerel kıyafetleri ile yaptıkları danstan gözümüzü alamadık. Frida Kahlo’nun Diego Rivera ile birlikte yaşadığı ve Stalin’den sığınan Troçki’yi de ağırladıkları Mavi Ev de bu bölgede. Troçki ve Frida arasındaki yakınlaşmadan sonra araları bozulunca, Troçki ve eşi bu evden ayrılarak yakınlardaki başka bir eve geçmişler. Mavi Ev’in önünde inanılmaz bir sıra vardı, zaten kısıtlı olan zamanımızı sırada bekleyerek geçirmek istemediğimizden çok doğru bir kararla Troçki müzesini görmeye karar verdik. Meksika seyahatimizin en doyurucu ve duygulu anlarını Troçki’nin evinde geçirdiğimizi söyleyebilirim. Evin gerçekten bir ruhu var ve evi gezerken yaşanmışlıkları derinden hissediyor, adeta yaşıyorsunuz: sürgün hayatını, çaresizliği, her şeye rağmen direnişi, umudu, duvarlarda izlerini gördüğünüz silahlı kuşatmayı ve nihayetinde suikasti. Troçki Müzesi’ni gönüllü rehber eşliğinde gezmelisiniz, dilerseniz gezinin sonunda rehberinize bahşişle teşekkür edebilirsiniz (ki gerçekten iyi bir bahşişi hak ediyorlar).

 

Pazarlar:

Coyoacan pazarından başka, görürseniz pişman olmayacağınız iki pazar var: Mercado San Juan ve Mercado La Ciudadela.

Mercado San Juan, tamamen gıda ve şarküteri üzerine kapalı bir pazar. Neredeyse gizli bir girişi var, girerken doğru yere mi geldik acaba diye epey tereddüt ettikten sonra içeri adımımızı attığımızda kendimizi rengarenk bir dünyada bulduk. Google’da pazarın adını yazıp çıkan görsellere bir göz atarsanız ne kadar renkli olduğuna dair bir fikir edinebilirsiniz. Bu pazardaki dip dibe tezgahlarda ördek ve domuz gibi canlı veya henüz temizlenmiş, kesime hazır hayvanlarla karşılaşmaya hazırlıklı olmanız gerekir. Eğer bu manzarada bir şeyler yemek sizin için sorun olmayacaksa şarküteri tezgahlarında bir kadeh şarap eşliğinde sandövicinizi yiyebilirsiniz. Biz bir şey yiyememiş olsak da orada bulunmak bile farklı bir deneyimdi.

Mercado La Ciudadela da pek keyifli bir artizan pazar. Ufak tefek hediyelik eşyaların yanısıra çok güzel el işi masa örtüleri, yerel kıyafetler, pançolar ve sombrerolar bulabilirsiniz. %100 yünden yapılan pançolardan almadan çıkmayın derim, başta yün kokusu biraz rahatsız edici olabilir ama iyi ki almışım dediğim ve keyifle kullandığım sıcacık bir Meksika anısı oldu benim için.

 

Yeme İçme:

Meksikalılar tekilayı domates suyuyla içiyorlar.

Meksika’da kesinlikle aç kalmazsınız. Baz malzemesi tortilla olan ama sunum şekline, tortillasının mısır veya buğdaydan oluşuna ve pişirilmesine göre tacos, buritto, enchilada veya quesadilla gibi farklı adlar alan yemekleri Türk damak tadına çok uygun. Biz genellikle acıktığımız noktalarda tripadvisor’a başvurup yakındaki önerilerini değerlendirdik ve hiç birinde pişman olmadık. Özellikle tavsiye edebileceğim ikisi El Califa ve La Casa De Tono (havalı ismine bakmayın pek salaş bir yer). Akşam yemeğine biraz daha fazla vakit ayırıp yerel yemeğinizi yerken margaritanızı ve tekilanızı mariachilerin canlı müziği eşliğinde deneyimlemek isterseniz de size Villa Maria’yı önerebilirim.

 

Çok yürüyüp yorulduğumuz için gece hayatını ve içkilerini fazla deneyimlemedik. Ama bir içecek önermem gerekirse, tekiladan ziyade Meksika’ya özgü bir kahve olan Cafe de Olla derim. Toprak kaplarda tarçın ve az şekerle pişirilen bu kahve, yine toprak kaplarda sunuluyor. Şekerli kahve içemeyen biri olarak sevdiğime şaşırdığım ve özlediğim/ aradığım bir tad oldu benim için. Maalesef Meksika’da bile çok sık denk gelemiyorsunuz.

 

Piramitler, piramitler, piramitler:

Piramit denilince aklınıza Mısır geliyorsa, Meksika ile ilgili biraz araştırma yaptıktan sonra fikrinizi değiştirebilirsiniz. Meksika’da geniş coğrafyaya yayılmış irili ufaklı pek çok piramit bulunuyor, hatta bunlardan biri Mısır’ın meşhur Giza piramidinden dahi büyük. Biz bir günümüzü Teotihuacan’daki Güneş ve Ay Piramidi’ne, bir günümüzü de Puebla şehri yakınındaki Cholula Piramidi’ne ayırdık.

Teotihuacan Yakınları- Rehberimiz

Teotihuacan- Güneş Piramidi

Teotihuacan Bölgesi, Meksiko City’e yaklaşık 50 km mesafede yer alıyor. Aztek öncesi döneme ait bu gizemli şehrin kurucuları ve kimlerin yaşadığı hala bilinmiyor. Teotihuacan’ın kelime anlamı “insanların tanrılar haline geldikleri yer”, bu adı almasının sebebinin ise kentin sakinlerinin adeta bir anda ortadan kaybolmuşçasına kenti terk etmiş olmaları olduğu düşünülüyor. Bölgede yer alan Güneş Piramidi, Ay Piramidi, aralarındaki Ölüler Yolu ve Quetzalcoatl Tapınağı, aynı Mısır piramitleri gibi Orion takım yıldızının yerdeki yansıması olacak şekilde inşa edilmiş. Güneş Piramidi, biraz sonra okuyacağınız Cholula’dan sonra Amerika’nın ikinci büyük piramidi. Piramidin içindeki kazılar hala devam ediyor.

Nagual ve Aztek dilinde Quetzalcoatl (ketzelkual şeklinde telaffuz ediliyor), Maya dilinde Kukulcan adını alan Tüylü Yılan, Mezoamerikan (Kolomb öncesi Orta Amerika’yı anlatır) bir tanrı. Bu tanrıya bir paragraf ayırmamın bir sebebi de aslında İspanyol işgalinde oynadığı rol. Bir avuç İspanyol’un 20 milyonun üzerindeki Aztek’i nasıl mağlup edip şehri ele geçirdiği tarih boyunca tartışma konusu olmuş. Sebeplerden biri olarak, Aztekler’in kendi içlerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle bir bölümünün İspanyollarla işbirliği yapmış olması gösteriliyor. Daha fazla kabul gören açıklama ise Aztekler’in, beyaz bir adam olarak tasvir edilen ve geri gelmesi beklenen mesih Quetzalcoatl ile denizden gelen bu sakallı, başlarında tüylü miğferler olan beyaz adamlar (İspanyollar) arasında bir bağ kurmuş olması. Evet, sonlarını hazırlayan İspanyolları bu nedenle tanrılar gibi karşılayıp ağırladıkları anlatılıyor. Gökten gelen ve medeniyetin kurucusu olarak bilinen Quetzalcoatl ile yine gökten geldiğine inanılan ve yılanla sembolize edilen Sümer Tanrısı Enki arasında da bir bağlantı olsa gerek. Başlarındaki yılanla Mısır firavunlarını da unutmamalı.

Dünyanın en büyük piramidi- Cholula

İkinci günümüzde, yaklaşık 2 saat uzaklıktaki Cholula piramidini ziyaret ettik. Üzerinde gösterişli bir kilisenin bulunduğu yeşil mi yeşil tepenin aslında bir piramit olduğunu öğrendiğinizdeki şaşkınlığınız bu mütevazi tepenin dünyanın en büyük piramidini sakladığını öğrenince artıyor. Güneş ve Ay piramitlerinde elde edemediğimiz imkanı burada yakalıyor ve piramidin içine giriyoruz. Gezintimiz, piramidin çevresi boyunca tünellerde bir yürüyüşle sınırlı olsa da heyecan verici. Bu piramidin içinde de kazılar hala devam etmekte. Kazılarda bulunanları ise piramidin hemen yanında sergilendikleri müzede görmeniz mümkün.

Piramit gezilerimizin detaylarını ve rehberimizin aktardığı çok değerli bilgileri maalesef not almadım ve yaklaşık 2 yılın sonunda hafızamda kalanlar buraya aktarabileceğim netlikte değil. Net olarak aklımda kalan, gerek Teotihuacan’da gerekse Cholula’da bulunan nesneler arasında obsidyen taşından yapılmış olanların ağırlıkta olduğu. Obsidyen, volkanik kökenli, cam gibi parlak, siyah renkli, sert bir taş. Siz de kendinize obsidyenden Olmek başı şeklinde bir kolye ucu veya yüzük edinebilirsiniz.

Puebla

Cholula Piramidi’ne kadar geldiyseniz Meksika’nın önemli bir el sanatı olan talavera’nın merkezi Puebla’ya da mutlaka uğrayın. Talavera, aslında bildiğimiz seramik sanatı. Meksika’da sadece Puebla ile özdeşlemiş, sebebi ise bu şehirde bulunan nitelikli kil. Bu arada, Meksika kökenli olarak tanıtmış olsak da bu sanatın İspanyol kökenli olduğunu, İspanya’ya ise İslam kültüründen geçtiğini belirtelim. Kitapları seviyorsanız Puebla’da gezebileceğiniz tarihi bir kütüphane var. Ayrıca, çok çeşitli seramik eşyalar bulabileceğiniz bir çarşısı var. Orijinal talavera rengi aynı İznik çinisi gibi beyaz üzerine mavi olmakla birlikte farklı renklerde güzel hediyelik eşyalarla ayrılabilirsiniz Puebla’dan. Puebla ile ilgili yakın tarihte okuduğum bir haberi de paylaşmadan geçemeyeceğim. Puebla’da geçtiğimiz yıl, keşfine kadar bir şehir efsanesi olduğuna inanılan ve en az 500 yıllık geçmişe sahip olduğu düşünülen tüneller keşfedilmiş. Kimbilir, belki bir sonraki gelişimizde tünelleri gezme şansı da buluruz.

 

Bizim dört güne sığdırabildiğimiz Meksika yukarıdakilerle sınırlı kaldı. Çok istesek de bir Maya köyünü ziyaret etme, yerel tohumlardan edinme, dünyanın en uzun monolitlerinden birine ev sahipliği yapan ve önemli bir enerji merkezi olduğu düşünülen Bernal’i görme fırsatımız olmadı.

Meksika seyahatimiz öncesinde Meksika’ya ve Meksiko City’e dair doyurucu bir seyahat rehberine veya yazısına denk gelememiştim. Gezdiğim yerlere ilişkin not almak gibi bir adetim olmamasına rağmen tam da bu sebeple dönüş yolunda bu yazının taslağını oluşturacak notları aldım, belki bir gün ortamını bulur, paylaşır, birilerine faydalı olur niyetiyle…

Sevgiyle,