Etiket arşivi: doğal tarım

Tai Chi Chuan, Mu Tarımı ve Wu Wei’den AN’a

Fukuoka’nın ‘doğal tarım’ olarak bilinen Mu tarımı ve Tai Chi Chuan; her ikisi de hayatıma aynı dönemde girdi. Doğal Tarım’ın dört prensibi olan toprak sürme, ot temizleme, gübreleme, tarım ilacı olmaması ilkelerini duyduğumda Tai Chi ve Doğal Tarım arasındaki bağlantıyı kurmam, ilki Çin, diğeri Japonya kaynaklı da olsa her ikisinin aynı felsefeye dayandığını anlamam uzun sürmedi. Daha sonraları Fukuoka’nın ‘Doğal Tarımın Yolu’ kitabının arka kapağında Japonya’nın Lao-Tzu’su (Taoizm’in öğretilerini kaleme aldığı düşünülen Çinli filozof) olarak adlandırıldığını okuduğumda şaşırmadım.

Fukuoka- Tarım’dan Ötesi

Tai Chi Chuan, Çin kökenli bir sağlıklı yaşam ve savunma sanatı. Filmlerde, belgesellerde veya gittiyseniz Çin’de, parklarda 7’den 70’e insanların birlikte yumuşak, akıcı hareketlerle egzersiz yaptıklarına tanık olmuşsunuzdur. Ağır bir dans gibi görünen bu egzersiz aslında bir savunma sanatı olan Tai Chi Chuan.

Yin ve Yang

Tai Chi Chuan’ın kelime anlamını kavrayabilmek için öncelikle felsefi temelini aldığı Taoizm’e bakmak gerekiyor. İnsanın doğanın düzeni ile uyumlu yaşamasını öğütleyen Taoizm, evren meydana gelmeden önce her şeyin (hiç birşeyin) bir ‘wu chi’, yani kutupsuzluk hali içinde olduğunu ortaya koyuyor. Hiçbir şeylikten varlığa geçiş hali ise ‘tai chi’; kutupları Yin ve Yang olan ‘yüce kutupluluk’ hali. Yüce kutupluluk halinden doğan Yin ve Yang’ın evrendeki tüm diğer varlıklara hayat verdiği düşünülüyor. Bundan dolayı ki, Tai Chi’nin sembolü Yin ve Yang. Kelime anlamı yumruk olan Chuan ise dövüş sanatlarında bir disiplinin uygulamasını anlatmak için kullanılıyor. Tai Chi Chuan da ‘tai chi’ halinin uygulanması anlamına geliyor. Yin ve Yang’ın dansı, enerjinin kesintisiz ve sürekli akışı ve geri dönüşümü, zıtlıkların birliği, içsel dengenin sağlanması…

‘Wu’ Çince, ‘Mu’ ise Japonca aynı anlamdaki iki kelime. Türkçe’deki olumsuzluk bildiren yapım eki –sız, -siz veya İnglizce’de non, not, without ek/ kelimelerine karşılık geliyorlar. Taoizm’in ilkelerinden olan ‘wu wei’ Çince’de hareketsizlik, hiçbir şey yapmamak anlamına geliyor. İfade ettiği ise aslında tam bir eylemsizlik halinden ziyade, olayları doğanın akışına bırakmak, gerekenden fazla enerji harcamamak. Tai Chi Chuan’daki karşılığı, hareketleri yaparken kas gücü kullanmamak, gevşemiş, esnek ve su gibi akışkan olmak… Mu tarımında ise karşılığını, gıda yetiştirme eylemini doğayla uyum içinde yapmak, gereksiz enerji harcamamak (sürmemek, kompost yapmamak gibi) şeklinde buluyor.

Wu wei’e ulaşmak ve korumak çok da kolay değil aslında. Hele ki, aynı anda onlarca şeyi düşünmek zorunda olan, gerek özel hayatlarımızda yönetmeye çalıştığımız zorluklarla bunalan, gerekse güzel ülkemizin ve hatta dünyamızın gündemindeki olumsuzlukların bombardımanı altında sürekli yay gibi gergin olan bizler, hiçbir şey yapmama haline pek de aşina değiliz. Bizim kültürümüzle karşılaştırılamayacak ölçüde dingin olan Japon kültüründen birinin, Fukuoka’nın bile hiçbir şey yapmamayı prensip edinmesi için 30 yıllık gözlem gerekmiş. Hiçbir şey yapmama hali, wu wei, özünde AN’da kalabilmek, AN’da kalabilmenin ne olduğunu anlamak yolun yarısından fazlası.

Eski kung fu filmlerindeki klasik sahneyi hepimiz biliriz. Meditasyon halindeki yaşlı usta, yaklaşmakta olan düşmanı sezer, oturduğu yerde ve gözü kapalı iken düşmanın kendisine indireceği darbeyi karşılar, uçan sineği yakalar. Çünkü AN’dadır, AN’da olduğu, AN’da kalabildiği için AN’da olan her şeyin farkındadır.

AN, son üç yıldır o kadar çok karşıma çıkıyor ki… AN’da kal, AN’da kal diye kafama vururcasına adeta… Mesela, AN’a ve kendime ilişkin farkındalığıma büyük katkısı olan ve bir çok arkadaşıma da hediye ettiğim ‘Şimdi’nin Gücü’nün yazarı Eckhart Tolle, “Ancak Şimdi’de var olabilirsiniz, geçmişte ya da yarında değil” diyor. Geç keşfedip çok sevdiğim filozof şair  Halil Cibran, “İçinizde zamana bağlı olmadan varolan öz, yaşamın zamandan bağımsızlığının zaten farkındadır; Ve bilir ki, dün bugünün anısı, yarın ise bugünün rüyasıdır” derken, Siddhartha Gautama’nın hayatını anlattığı ‘Siddartha’da Herman Hesse, “Geçmişte olan, gelecekte olacak olan hiçbir şey yoktur; her şey vardır sadece, şu an içinde varlık sahibidir” demekte. Bir barış aktivisti olan Zen ustası Thich Nhat Hanh, “Şimdiki zaman, geçmişi ve geleceği içinde barındırır. Dönüşümün sırrı, bu anı nasıl ele aldığımızda yatar” ve “Şu anın haricinde erişecek hiçbir yer yok” diyerek vurguluyor AN’ı.

AN, meşhur ‘Ölü Ozanlar Derneği’nin Türkçe’de ‘an’ı yakala’ olarak karşılığını bulduğu an’ı kapsamakla birlikte daha derin. AN’da olmak; araba kullanırken her gün yanından geçtiğin ağacı görmek, gökyüzünün renginin, bulutların farkında olmak, mevsimlerin farklı kokularını almak. AN’da olmak; karşındakini hakkıyla dinlemek, mesai arkadaşının merhabasında o gün farklı olan tonu duymak. Beş duyumuz da sanki AN’ı hakkıyla algılamak için var ama biz duyularımızı da hakkıyla kullanmıyoruz.

Sürekli AN’da kalmak gibi bir şey mümkün mü bilmesem de, AN’a dair farkındalığımın bana kattıklarının başında daha çok şükür etmek geliyor. Sonra, kendimi daha fazla gözlemliyorum, öğrenilmiş tepkilerimin farkına varıyorum ve aslında bu tepkilerin bana ait olmadığını anlıyorum, farklı bir tepki vermeyi/ tepki vermemeyi seçiyorum. Öğrenilmiş tepkilerimiz, trafikte önümüzdeki hatalı bir sollama yaptığındaki el kol işaretimiz ve çocuğumuz ders çalışmak istemediğinde verdiğimiz vaaz gibi genellikle de öfkeyi tetikleyen davranışlarımız. Öğrenilmiş tepkilerimiz, aslında bizim konfor alanımız, ama artık hepimiz konfor alanının o kadar da konforlu olmayabileceğini biliyoruz sanırım.

Okuyunca çok kolaymış gibi anlattığımı fark ettim ama tabi bir günde gerçekleşmiyor dönüşüm. Yılların ezberi tek seferde bozulmuyor, beyin çoğu kez kolaya kaçmayı, konfor alanının bilindik rahatlığını seçiyor, ama bir kez ezberi bozduğunuzda bir şeyler tetikleniyor, inanın. Kendinizi yakalayıp durdurmaya başlıyorsunuz, önceleri ve hatta sonraları da bazen durdurmak istemediğiniz ve tepkiyi sürdürdüğünüz de oluyor ama farkında oluyorsunuz artık size ait olmayan o tepkinin, o artık terk etmeye başladığınız bir alışkanlık sadece. Böyle durumlarda, bir çocuğu izler gibi anlayışla izliyorum kendimi, bunun bir süreç olduğunu, yolun başında olduğumu bilerek.

Tolle’un çok yerinde deyimi ile “AN’ı onurlandırma”ma, doğal tarımla uğraşma yolunda doğada daha fazla vakit geçirmemin ve çalışılması AN’da olmayı gerektiren Tai Chi Chuan’ın katkısı büyük. Ama en büyük katkı çocuklarımın, en çok AN’da olabildiğim zamanlar onlara sıkıca sarıldıklarım.

Bir günü siz de kendiniz için hiçbir şey yapmama günü ilan edin (biraz daha farklı bir noktadan hareketle doğmuş olsa da ‘hiçbir şey yapmama festivali’ bile var), mümkünse doğada olun ve başlangıç için sadece bir AN da olsa, AN’ın farkında olun ve “AN’ı onurlandırın”.

 

Yazının içinde yer veremediğim ama çok değerli bulduğum bir iki sözü de belki birilerine ilham olur diyerek buraya alıntılıyorum:

“Yaşadığınız her gün içinde, her düşüncenize ve eyleminize dikkat edin. Ancak bu yolla kendinizi keşfedebilir ve uykudan uyanabilirsiniz” Krishnamurti

“… Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” Aziz Augustinus

“Siz gelecek hakkında hayaller kurar ve geçmişteki hatalara üzülürken, aslında sahibi olduğunuz tek şey, şimdiki zaman avuçlarınızdan kayar gider.” Hilaire Belloc

Sevgiyle,

 

Kaynaklar:

http://www.suhaertekin.com/

http://www.internalgardens.com/does-tai-chi-chuan-mean-why-spelled-as-taijiquan

Doğan Kurban; Lao Tzu Tao Yolu Öğretisi Tao Te Ching’in Yorumsal Çevirisi

Masanobu Fukuoka; Doğal Tarımın Yolu, Felsefesi ve Uygulaması