Etiket arşivi: kuantum bilinç sıçraması

Romantik Kuantum

Fizik hiçbir zaman en sevdiğim ders olmadı, çalışkan bir öğrenci olarak fizik notlarımı yüksek tutmama rağmen konuları tam olarak kavradığımı, anladığımı hissetmiyordum, çelişkili belki ama madde dünyası bana pek soyut geliyordu. Bu yüzden ortaokul son sınıfta atomlar, elektronlar, nötronlar ve diğerleri ile vedalaşarak lisede tercihimi türkçe-matematik dalında yaptım. Bu vedadan neredeyse 25 yıl sonra kuantum üzerine bir yazı yazabileceğim ise aklıma gelmezdi. Hoş, bu yazıda okuyacağınız kuantum, koyu bir mühendis olan eşimin deyimiyle “romantik kuantum”. Romantik, çünkü benim kuantum’a girişim, kişisel gelişime dair konular üzerinden oldu.

Kuantum’a ilgim, bir gün eşimin seyretmekte olduğu bir belgesele kulak kabarttığımda yaşadığım anlık farkındalıkla başladı. Bir çokları için yeni olmasa da benim için yeni bir keşifti: Kuantum fiziği; kişisel gelişim kitaplarında, ezoterik kitaplarda, mistiklerce ve dinlerce farklı şekillerde ifade edilen gerçekliğin bilimsel ispatı idi.

Albert Einstein- Bilim İnsanı ve Filozof

Milattan öncesinin Yunan’lı filozofları doğaya dair sorgularından yola çıkmak suretiyle bilimin öncüleri olmuşlar, bilim felsefeden doğmuş. Bugün ise kuantum’un önlerine serdiği gerçekler, bilim insanlarını birer filozofa dönüştürüyor. Fizikle anılan Einstein’in bazı sözlerine denk geldiğime, kızına yazdığı, evrenin arkasındaki gücün sevgi olduğunu ifade ettiği mektubunu okuduğumda, fizikte olduğu kadar felsefe kitaplarında da yer bulması gerektiğini fark ediyorum. Maalesef, Einstein’in ve diğer bilim insanlarının bu yönünü bilmiyor olmamız, düşünüp sorgulamaktan ziyade ezberi ve biat’ı ön planda tutan eğitim sistemimizin sonucu, E=mc2’yi bilmesi yeterli öğrencilerin, ne lazım, sonra sistemi, dini falan sorgulamaya kalkarlar, değil mi!

 

İki Paragrafta Kuantum Fiziği

Lise müfredatına nispeten yakın zamanda girmiş olsa da, kuantum’un temelleri 1900’lü yılların başına dayanıyor. Einstein’le özdeşleşen kuantum’a pek çok bilim insanının önemli katkıları olmuş. Bunlardan başlıca ikisi Bohr ve Schrödinger (Schrödinger’in Kedisi paradoksunu duymuş olabilirsiniz).

Kuantum’un ilgi alanı; atom ve atom altı parçacıklar, bunların davranışları ve birbirleriyle ilişki ve iletişimleri. Artık ispatlanmış olduğu üzere, bildiğimiz haliyle madde yok, maddenin %99’dan fazlası boşluktur. Boşluğun dışında kalan kısım ise atom ve atom altı parçacıklardan oluşur. Atom, canlı ya da cansız tüm maddenin yapı taşıdır. Her bir ağaç, taş parçası ve insanın atomu Büyük Patlama’nın sonucu oluşmuş olup aynı yaştadır (tahmin edebileceğiniz üzere, kendini pek üstün gören insan dahil evrendeki her şeyin öz’ü aynıdır, BİR’dir). Evrendeki atomların sayısı Büyük Patlama’dan bu yana değişmemiştir, sadece dönüşmeleri sözkonusudur. Algılaması zor da olsa, her şey, buna bu yazıyı yazarken kullandığım klavyenin tuşları ve ben de dahil frekanstır, titreşimdir. Dolayısıyla, frekansın değiştiği noktada maddesel gerçeklik (gerçekliğimiz) de değişebilir. Parça, bütünden ayrı değildir, bütünle bire bir eş özelliklere sahiptir. Klasik Newton fiziğinde öğretile geldiği gibi atom aslında sabit bir parça değildir, aynı anda hem dalga hem de parçacık özelliği gösterir. Parçacıklar sabit olmadıkları gibi, aynı anda farklı yerlerde olabilirler, hatta gözlemleyenin baktığı yerdedirler. Gözlemci deneyin sonucunu etkiler. Çünkü gözlenen, gözlemciden bağımsız değildir, etkileşim halindedir. Bilim insanının (gözlemci) bir deney yaparken ulaşmayı beklediği/ beklemediği sonuç gözlemi etkiler. Çünkü, düşünce de bir titreşimdir.

 

Kuantum’un Romantik Boyutu

Kuantum’un önümüze koyduğu bu bulgular; yüzyıllardır filozoflar, sufiler, mistikler, peygamberler, günümüzde kişisel gelişim uzmanlarının ve guruların farklı şekillerde ifade ettiği gerçekliği bilimsel olarak teyit ediyor: Her şey BİR’dir, birbiri ile bağlantılıdır. Bu BİR’lik halinden dolayıdır ki, biz değişince evren de değişir. Ne düşündüğümüz tahmin edebileceğimizin ötesinde önemlidir, çünkü düşüncenin yaratıcı gücü vardır ve gerçekliğimizi bizler yaratırız. Yaratıcı her birimizin içinde mevcuttur, ona giden yol kendimizden geçer. Öz benlik, Kur’an’ın en fazla vurgu yaptığı kelimelerdendir.

“… Biz, ona şah damarından daha yakınız.” Kaf Suresi 16. Ayet

“Gerçek şu ki, insan öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır.” Kıyamet Suresi 14. Ayet

“… öz ruhumdan içine üflediğim zaman, önünde hemen secdeye kapanın!” Hicr Suresi 29. Ayet

“Ben nice zaman O’nu aradım kendimi buldum. Şimdi kendimi arıyor onu buluyorum. O’nu bulduğun zaman kendinden kurtulursun. Kendinden kurtulduğun zaman O’nu bulursun.” Mevlana

“Kendini bilen Rabb’ini bilir.” Hz. Muhammed

“Kendini bil, bu yolla Tanrılar alemine de ulaşırsın” Pisagor

“Sen, kendini küçük bir cisim sanırsın, halbuki en büyük alem sende saklıdır.” Hz. Ali

 

Değişim ve Etki Alanı

Kuantum sayesinde atom altı boyutta ve frekans temelinde tüm evrenle bağlı ve iletişim halinde olduğumuzu biliyoruz artık. Öyleyse, her bir aksiyonumuz da tüm evreni etkileyip değiştirmektedir.

Hepimiz, genellikle etkimizi küçümsemiyor muyuz, “bir tek benim çöpleri geri dönüşüme ayırmamla ne değişecek?”, “benim vereceğim bir oyla mı seçimin sonucu değişecek?” ve benzeri cümleleri kurmayan var mı? Halbuki, bizim farkındalıkla aldığımız bir kararın/ aksiyonun etkisi tahmin ettiğimizin çok ötesine uzanıyor. Kuantum’dan ziyade elektriğe katkılarıyla anılan Nikola Tesla (1856-1943) bu gerçeği, “Her canlı varlık, evrenin çark düzeni için tasarlanmış bir makinadır. Görünürde sadece yakın çevresinden etkilenen olsa da, dış etkilerinin alanı sonsuz mesafelere uzanır.” sözleri ile ifade ediyor. Bir Malta atasözü, “Sen değişirsen, dünya değişir” derken yine  yüzyıllar önce, Şems-i Tebrizi, “Senin gönlün değişirse, dünya değişir” diyor.

Etki Alanımız- Covey, “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı”

“Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” kitabı ile tanınan kişisel gelişim gurusu Stephen Covey, hepimizin bir ilgi alanına, bir de etki alanına sahip olduğumuzu belirtiyor. İlgi alanımız, ailemiz, iş hayatımız, arkadaş çevremiz, spor, ülkenin gündemi, ekonomi, küresel ısınma gibi zamanımızı ve dikkatimizi yönlendirdiğimiz konulardan oluşan büyükçe bir daire. Bu dairenin içindeki bir çok şey üzerinde kontrolümüz yok iken Etki Alanı olarak adlandırdığı alt küme ise üzerinde çalışarak değişim/ gelişim sağlayabileceğimiz konular. Covey, proaktif olarak Etki Alanı’na odaklandığımızda oluşan pozitif enerjinin Etki Alanımızı büyüttüğünü ortaya koyuyor. Yani bir anlamda kendi düşünce, davranış ve tutumlarımızdaki değişiklikler, çevremizi de değiştirip dönüştürüyor. Proaktif olmanın (ve diğer altı alışkanlığın) temelinde ise “içten dışa yaklaşımı”, “etkiyle tepki arasında tepkiyi seçme özgürlüğü” ve kurban rolünden sıyrılarak başımıza gelenler, alamadığımız kararlar ve olamadıklarımız için başkalarını ve olayları suçlamayı bırakıp sorumluluğu elimize almak, aksiyonlarımızın etkisiz olacağına dair umutsuzluğumuzu bir kenara bırakmak var.

Artık değişim sorumluluğunu almamızın vakti geldi. Aynı yöntemlerle, yaklaşımlarla farklı sonuç almayı beklemekten, bir şeylerin kendiliğinden düzelmesini ummaktan vazgeçmeli. Kuantum, umutsuzluğa yer bırakmıyor, çaresiz, etkisiz değiliz. Değişimden kastım bir anda bambaşka birine dönüşmek değil elbette. Alışkanlık, tutum veya davranışlarımızda minik değişimlerle bile büyük farklar yaratabiliriz.

Kelimeler herkeste farklı çağrışımlar yapar, bu nedenle yazdığım konulara ilişkin özlü sözlere yer vermeyi faydalı bulurum. Bir sonraki alt başlığa geçmeden, değişmeye dair birkaç özlü söz daha:

“ Etrafındaki hayatı değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmeye başla.” Gandhi

“Dünyada görmek istediğin değişim ol.” Gandhi

“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.” Mevlana

“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor, fakat hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.” Leo Tolstoy

“Bir şeyleri değiştirmek isteyen insan önce kendisinden başlamalıdır.” Sokrates

 

Olumlu Düşünme, Bilinçaltının Gücü

Yine kuantum fiziğince ispatlandığı üzere biliyoruz ki düşünce de bir titreşim, ve deneyin sonucunu etkiliyor. Daha makro olarak yorumladığımızda, düşüncenin yaratım gücü var ve kendi gerçekliğimizi düşüncelerimizle kendimiz yaratıyoruz.

“Söz Büyü’dür.”

Ses de titreşim ve Japon bilim insanı Masaru Emoto’nun su molekülleri üzerinde yaptığı deneyin sonuçları, bize konuşmadan önce düşünün diyor. Güzel kelimeler söylenen su molekülleri harika şekiller alırken, kötü sözler söylenen moleküllerin şekli bozuk oluyor. Vücudumuzun da dörtte üçü sudan oluştuğuna göre kendimiz ve etrafımızdakiler için söylediğimiz kelimelerin üzerimizdeki etkisini düşünebiliyor munuz? Meksika yerlileri Tolteklerin bilgeliğini “Dört Anlaşma” kitabında paylaşan Don Miguel Ruiz de yazdığı gibi “söz büyüdür”.

Evet, bir şeyi kırk kere söylersek gerçekten olabiliyor. Ama her zaman da olmuyor, değil mi? Neden her düşündüğümüzün, istediğimizin, duamızın gerçekleşmediğinin cevabını ise Pierre Franckh’ın ‘Rezonans Kanunu’ kitabında buluyorum. Franckh, kalbimizin yaydığı enerjinin beynimizinkinden daha yüksek olduğunu, bu nedenle isteklerimizin bazılarının, sadece kalpten dilediklerimizin gerçekleştiğini belirtiyor.

Değişim’e, düşünce ve sözlerimizden başlayarak kendi koşullarımızı güzelleştirmenin önündeki tek engel, ön yargılarımız ve düşünce kalıplarımızla kendimiziz. Kendi adıma, bu kalıpların farkına varmakta ve dönüşümünde kişisel gelişim kitaplarının büyük katkısı olduğunu söyleyebilirim. Dönüşüm tabi ki çok hızlı olmuyor, yılların kalıpları birkaç günde, hatta birkaç yılda değişmiyor ama yol almak yerinde saymaya yeğdir.

“Bugün ne düşünürsen yarın o olacaksın.” Buddha

“Biz düşündüğümüz şeyiz. Benliğimiz düşüncelerimizle oluşur. Düşüncelerimizle dünyayı şekillendiririz.” Buddha

“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun.” Mevlana

 

Ve Umut

Yüzüncü Maymun Fenomeni olarak bilinen ve 1950’li yıllarda yapılan bir deneyde bir adadaki maymunların davranışları gözlemleniyor. Genç maymunlardan biri, kumlu patatesleri yıkayarak yiyor, yıllar içinde bu maymunun kendi çocukları ve yakın çevresindeki maymunlar da patateslerini yıkayarak yemeye başlıyor. Adadaki 100. maymun da patatesini yıkayarak yemeği öğrendiğinde ise inanılmaz bir şey oluyor ve adadaki tüm maymunlar patateslerini yıkayarak yemeye başlıyorlar. Daha inanılmaz olan ise bir süre sonra farklı adalardaki maymunların da patateslerini yıkayarak yemeye başlamaları.

Maharishi Etkisi olarak bilinen bir başka deneyin sonucuna göre ise bir topluluğun nüfusunun yüzde birinin karekökü kadar insanın bilincindeki yükselme/ davranışındaki değişiklik tüm toplumu etkiliyor. Dünya nüfusu ele alındığında, 7,5 milyar kişiyi etkilemek için dokuz binden az kişinin yeterli olması size de umut vermiyor mu?

Ben umutluyum ve bir gün tüm insanlığın bir kuantum bilinç sıçraması ile kıyam edeceğine* tüm kalbimle inanıyorum.

* Kıyam etmek: ayağa kalkmak

Sevgiyle,

Kitap Önerileri:

Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı, S. Covey

Bilinçaltının Gücü, J. Murphy

Şimdi’nin Gücü, E. Tolle

Dört Anlaşma, Don Miguel Ruiz