Etiket arşivi: Meksika mısır ithalatı

Meksika (Mexico City) Gezi Notları-1

Güney Amerika; Meksikası, Perusu, Urugayı ve hatta Kübası ile eşimle hayatımızın ileriki bir döneminde 3-4 ayımızı ayırarak gezmeyi planladığımız bir coğrafya idi. Bu nedenle Eylül 2015’te beş günlük bir eğitim için Meksika’ya gideceğimi öğrendiğimde çok da sevinemedim. Yoğun olacağını bildiğim eğitim süresince gezme şansım olmayacaktı ve bu kadar yolu gidip de bir şeyler görmeden gelmek istemiyordum. Eğitimin önündeki ve arkasındaki haftasonlarına ilave olarak eşimle birlikte 2 gün de izin alınca (zaten 2 gün yolda geçiyor) gezip görebileceğimiz net 4 günümüz oldu. Gün sayısı az olunca ne yapacağımıza karar vermek de zordu.

Yüksek Bir Binadan Meksiko City

Herkesin mutlaka gitmemiz yönünde hem fikir göründüğü Yucatan Yarımadası ve Karayip kıyılarındaki tatil beldesi Cancun’dan ziyade (Chitzen-Itza piramitlerinde aklımız kalsa da), kısıtlı zamanı verimli kullanmak adına tüm süre boyunca Meksiko City’de kalmayı tercih ettik. Seyahatimizi en iyi şekilde değerlendirebilmek üzere biraz da lükse kaçıp 2 gün süre ile kendimize özel bir tur rehberi tuttuk -iyi ki de öyle yapmışız, eğitim süresince otelden burnumu bile çıkartamadım. Tur rehberimizle yakın mesafedeki piramitleri gezdik, kalan 2 günümüzü de Meksiko City’i neredeyse baştan sonra yürümek suretiyle tanıyarak geçirdik. İhtiyacı olabilecekler için rehberimizin kartını hala sakladığımı not düşeyim.

Bu kısacık geziden bile 6 sayfalık bir yazı çıktığına göre hayalimizdeki 3-4 aylık seyahatten birkaç kitaplık malzeme çıkar sanırım.

Genel Olarak Meksika, Meksiko City ve Meksikalılar:

Geçerli bir Amerika vizeniz varsa Meksika için ayrı bir vizeye ihtiyacınız yok. Meksika Başkonsolosluğu sadece Ankara’da bulunduğu için vize süresi 40-45 gün sürebiliyor ama farklı bir alternatifiniz daha var. Belli bazı havayolları ile uçarsanız, internetten bir form doldurarak çıktısını alacağınız barkodlu bir çıktı ile ülkeye süreli giriş yapabiliyorsunuz.

Havaalanında bulabileceğiniz ön ödemeli taksilerle gayet güvenli bir şekilde ve ne kadar ödeme yapacağınıza dair bir sürpriz yaşamadan otelinize ulaşmanız mümkün. Meksika, genel olarak çok pahalı bir şehir değil ve ilk defa bir yurt dışı seyahatimizde yürüyüşten sonraki ulaşım tercihimiz toplu taşıma değil de taksi oldu. Aslında kaldığımız 8-9 gün boyunca hiç toplu taşıma kullanmadık.

Ülkeye gitmeden önce birkaç ders için bile olsa İspanyolca kursuna gitmenin faydasını görürsünüz, sokaktaki insanlar (taksi şoförleri de dahil) İngilizce bilmiyor. Bununla birlikte çok sıcakkanlı ve misafirperverler. Meksika’da tek yanaktan öpüşerek selamlaşılıyor. İlk tanışmada dahi uzattığınız eli kendilerine çekip sizi tek yanağınızdan öpüverebiliyorlar.

Şehirde yaşayan bir expat topluluğu var ve Meksika’yı çok seviyorlar, tanıştıklarım burada çok mutlu olduklarını ve kaliteli bir yaşam standardı olduğunu özellikle belirttiler.

Meksiko City’de herkesin düşündüğü gibi bir güvenlik problemi yok, bu konuda görüşlerini aldığım Meksikalı arkadaşlarım daha çok ülkenin kuzeyinde, Amerika sınırında kaçakçılık ve bağlantılı çatışma olayları olabildiğini belirtiyorlar. Evet, 20 yıl öncesine kadar bir restoranda çocuklarınızla yemek yerken silahlı adamların içeri dalarak paranızı gasp ettiği, expatların fidye için kaçırıldığı günleri yaşamışlar. Ancak mafya ile devlet bir anlaşma yapmış ve artık bu tarz

Meksika Usulü Protesto

olaylarla karşılaşmıyorsunuz. Ve yine evet, şehirde çok polis var, yer yer barikatlara da rastladık ama bu, Meksika halkının demokratik gösteri hakkını kullanmayı pek sevmesinden kaynaklanıyor sanırım.  Böyle düşünmeme neden olan ise son günümüzde şahit olduğumuz ilginç bir protesto: İç çamaşırlarının üzerine başbakanlarının fotoğrafını asarak canlı müzik eşliğinde dans eden erkekler ve üstü çıplak kadınlar.  Etrafta polisler ve tepelerinde bir helikopter olmakla birlikte en ufak bir müdahale yaşanmayan protestonun bir benzerinin İstanbul’da olduğunu düşünemiyorum bile.

Azteklerin de başkenti olan ve göller bölgesine kurulmuş olan Meksiko City, 2000 metrenin üzerinde rakımda yer alıyor, ilk iki gün baş ağrısından sonra havaya alışıyorsunuz. Havada o kadar nem yok ki, dönüşte İstanbul’da uçaktan indiğimde nefes almakta zorlandım, “ben nasıl bu şehirde yaşıyorum, insanlar boşuna bu kadar agresif değil” diye düşündüm.

İstanbul’un trafiğinin kötü olduğunu düşünüyorsanız bir de Meksiko City’i görün derim. Trafik berbat, kaldırımda giden arabaya bile denk geldik. Buna rağmen insanlar çok sakin, küfreden, el kol hareketi yapan yok. Yine de korna çalmaktan geri kalmıyorlar. Bisiklet de çok yaygın olarak kullanılıyor şehirde, bir çok noktadaki bisiklet durağından kartla bisiklet kiralayıp başka bir durakta bırakabiliyorsunuz.

Meksiko City genel olarak yeşil bir şehir, cadde ve sokaklardaki ağaçların yanısıra bol miktarda koru niteliğinde parkı var. İnsanlar parkları spor yapmak için değerlendiriyorlar, piknik yapan bir tek kişi göremedik.

Sokaklarda kedi yok, gördüğümüz tek kedi topluluğu Eski Parlemento Binası’nda idi. Sokak köpeği çok az. Ama herkes en az bir köpekle geziyor, restoranda, alışverişte, parkta koşarken köpekleri hep yanlarında.

Meksika Sokakta Yeme Kültürü ve Ayakkabı Boyacıları

Şehri en çok ne ile hatırlıyorsun diye sorarsanız, kesinlikle sokakta yemek yiyen insanları ile. Ara sokaklar, ana caddeler, her yer yemek ve egzotik meyve satan araba-tezgahlarla dolu, ayakkabı boyacılarını da unutmamak lazım. İnsanlar günde 3 öğün, sokaklarda, bu tezgahların önünde, genelde de ayakta yemek yiyorlar.

Starbucks şehri kuşatmış durumda, özellikle ana caddelerde neredeyse 100 metrede bir var.

Çok kozmopolit bir şehir, yine de yerli insanları fiziksel olarak ayırt edebilmek mümkün. Farklı etnik kökenden pek çok insanı barındırmakla birlikte insanlar kendilerini Meksikalı olarak tanımlıyorlar. Sanırım bu ortak bilincin oluşmasında çok sevdikleri liderleri, Cumhuriyet’in de kurucusu olan Benito Juarez’in de etkisi olmuş.

Meksika’nın bir blog yazısına sığmayacak ölçüde eski ve renkli bir tarihi var: İspanyol işgali öncesi pre-hispanic dönem, 16. yy İspanyol işgali ve kolonileşme, 19. yy başlarındaki Bağımsızlık Savaşı, sonrasında 55 yılda yönetimin 75 kez el değiştirdiği imparatorluk ve kaos dönemi, diktatörlük, Amerika ile savaş, Texas’ın kaybedilmesi, cumhuriyet, devrim, iç savaşlar…

Pre-hispanic dönemin tarihi M.Ö. 6000’lere dayanıyor. Olmekler, Mayalar, Aztekler ve Toltekler en fazla bilinen pre-hispanic yerli topluluklar. Gezi rehberimiz, Meksika tarihi boyunca tamamı eş zamanlı olmayan 90’ın üzerine topluluk olduğunu belirtti. Bu kadar devasa ve köklü bir kültürün İspanyollarca nasıl bu kadar “başarılı!” bir şekilde dönüştürülmüş olduğunu sorgulamamak mümkün değil -ki bu sorgunun, en azından işgale yönelik kısmı için tarihçilerce de benimsenmiş bir cevabı yazının ikinci bölümünde karşınıza çıkacak.

Meksika Bayrağı

Yeşil, beyaz ve kırmızı renklerdeki Meksika bayrağının ortasında, bir kaktüs üzerinde ağzında yılanla duran kartal figürü yer alıyor. İnanışa göre, Aztekler, bir kaktüsün üzerinde yılan yiyen bir kartal gördükleri yere bugünkü Meksiko City’i kurmuşlar.

Nüfusun çok büyük bölümü Katolik, inanılmaz sayıda kilise var. Bir Aztek tapınağının üzerine inşa edilen Metropolitana Katedrali (tapınağın kalıntılarını yer yer cam döşenmiş zeminden görmek mümkün), Roma’dakinden sonra dünyanın en büyük ikinci Katolik kilisesi imiş. Şehrin kurulduğu yer eskiden göl olduğu için binalar her yıl bir kaç cm kadar çöküyor. Tarihten çok emin olmamakla birlikte 1990lı yılların sonunda, katedrali dengeye getirmek için yukarıda kalan bölümlerin altı oyulup bir miktar çökertilmiş. Aynı teknik daha sonra Pisa Kulesi’nde de kullanılmış ki Meksikalılar bunu gururla anlatıyorlar. Göl demişken, chinampalardan bahsetmeden geçmek olmaz, Aztekler göllerin ortasında yer alan chinampa adını verdikleri adacıkların üzerinde tarım yapıyorlarmış, bu verimli tarım yöntemi taşkınlara önlem olarak göllerin kurutulmasından sonra günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş durumda.

Meksikalılar, diğer Katolik ülkelerden farklı olarak Hz. Meryem’i Guadalupe olarak anıyorlar ve halk arasında büyük öneme sahip, Hz. İsa’nın önüne geçtiğini bile söyleyebilirim.

İspanyol kültürünün getirdiği bir başka etki ise boğa güreşleri, şehri yürüyerek gezerken karşımıza çıkan boğa güreşi stadını gördüğümde ülkenin kültürü ile bağdaştıramadığımdan olsa gerek önce biraz şaşırdım. Boğa güreşi seyretmek gibi bir niyetiniz var ise hangi aylarda yapıldığını gitmeden öğrenmelisiniz.

Bir seyahat yazısı için çok ilgi çekici olmasa da Meksika’ya ilişkin iki konuya yer vermeden yazıyı bitirmek istemiyorum: mısır ithalatı ve kola tüketimi…

Meksika yerlileri günümüzden yaklaşık 9 bin yıl önce yabani bir bitkinin ıslah edilmesi suretiyle mısırı bulmuşlar. Mısırın ana vatanı olan ve bizim için buğday ne ise insanları için mısırın o olduğu Meksika, bugün yediği mısırı Amerika’dan ithal eder durumda. Burada da http://gridenyesile.com/nasil-basladi-bolum-2-naif-bir-baskaldiri-gocuyoruz/ yazımda çok kısa değindiğim Amerikan politikalarının etkisini üzülerek öğreniyorsunuz. 1994 yılındaki NAFTA katılımı ile başlayan mısır ithalatının ülkeye olumsuz etkileri çok fazla, yerel türlerin kaybolmaya yüz tutmasının yanısıra tarımla uğraşanların sayısında da 2 milyonun üzerinde düşüş yaşanmış. Yine de umut, gri’den yeşil’e dönüş var, geç de olsa Meksika halkı ve yöneticileri uyanmış durumdalar ve Monsanto, Meksika’da genetiği değiştirilmiş mısır yetiştirme konusundaki girişimlerinde halkın tepkisi nedeni ile başarılı olamıyor.

Rehberimizden, üzülerek, dünyanın en büyük kola tüketicisinin Meksika olduğunu öğreniyoruz. Üzüntümüz ise tüketimin yüksekliğinin sebebinden: Meksikalılar kolayı günlük kalori ihtiyacını karşılayabilecekleri ucuz bir kaynak olduğu için bu kadar fazla tüketiyorlar. En büyük ikinci tüketici ülkenin Güney Afrika olması bu durumda sizi şaşırtmayacak sanırım. Ya bu ülkelerde yüksek şeker tüketimine bağlı ölümlerin olması? Tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek için bir sebep daha diyerek bu uzunca girişi sonlandırırken klasik bir seyahat yazısının unsurları olan nerede kalınır, ne yenilir, ne içilir, nerelere gidiliri yazının ikinci bölümünde bulacağınızın sözünü veriyorum.

Sevgiyle,