Etiket arşivi: Tai chi

Kişisel Yaşam Planı

Pandemik bir salgın yaşadığımız bugünlerde destek amacıyla birçok kişi ve kurum kaynaklarını paylaşıma açtı. Fırsatı değerlendirerek biri “Psikolojiye Giriş” diğeri de “Pozitif Psikiyatri ve Akıl Sağlığı” olmak üzere iki adet online ders takip etmeye başladım. Bu derslerden ikincisine yönelik olarak “pozitif akıl sağlığı için bir yaşam stili dizaynı” konulu bir ödev hazırlamam gerekti. İçeriğinin, herkesin içine dönüp alışkanlıklarını gözden geçirdiği (umuyorum) bu dönemde, destekleyici olabileceği düşüncesi ile hazırladığım ödevi daha kapsamlı olarak blog’da yayınlamaya karar verdim. Yaşam planınızda minik revizyonlar yapmak isterseniz destek olabilecek bazı linkleri ve kitap tavsiyelerini de yazının sonunda bulabilirsiniz.

Pozitif psikoloji ve pozitif psikiyatri, tanımlanmaları 2000li yılların başına dayanan iki güncel alan. Her iki alandaki araştırmalar, pozitif akıl sağlığına etki eden olumlu duyguları, kişilik ve davranış özellikleri ile sosyal faktörleri belirlemeye yoğunlaşıyor. Çalışmaların nihai hedefi, kişilerde esenlik (well-being) halinin sağlanıp korunması. Esenlik durumu ise bilişsel (akıl), fizyolojik (bedensel), duygusal (psikolojik/ ruhsal) ve sosyal olmak üzere dört boyutun tamamının sağlıklı bir kombinasyonu ile mümkün. Yaşam tarzı yaklaşımları, bu kombinasyonu sağlamada kullanılan (psikoterapi ve ilaç tedavisinin yanında) temel araçlardan birisi.

Pozitif akıl sağlığı denildiğinde aklınıza sadece şizofreni, paranoya gibi zihinsel bozukluklar gelmesin. Depresyon ve kaygı bozuklukları, pozitif akıl sağlığına tehdit oluşturanların arasında en sık görülen zihinsel bozukluklar. İstatistiklere göre Dünya genelinde 270 milyon civarı kişi depresyon, her 13 kişiden 1’i ise kaygı bozukluğu yaşıyor.

Tai Chi Kampında
Tai Chi Kampında

Hem önleyici hem de tedavi etmede faydalanılacak yaşam tarzı yaklaşımları temel olarak şu başlıkları içeriyor: sosyal ilişkiler kurmak (pozitif akıl sağlığına etki eden en önemli faktörün olumlu sosyal ilişkiler olduğu tespit edilmiş), düzenli fiziksel egzersiz, sağlıklı beslenme, şükran duymak, meditasyon ve farkındalık (mindfulness) uygulamaları, başkalarına yardım etmek (mutluluk üzerine yapılan araştırmalarda mutluluğa etki eden en etkili faktör olarak öne çıkıyor)… Bu noktada mutluluk konusuna da minicik bir parantez açmak isterim. “Mutluluk”, pozitif psikoloji disiplini kapsamında üniversitelerde okutulan derslerden biri. Yapılan araştırmalar mutluluğunuzun %50’sinin genetik olduğunu ifade etse de azımsanamayacak diğer %50’yi yönetmeniz mümkün. Mutluluk üzerine yapılan sorgulamalar Aristoteles’a ve onun “Eudaimonia” olarak adlandırdığı bir kavrama dayandırılıyor. Aristoteles’a göre mutlu olmak hayatın nihai amacı olup her bir kişinin içinde yatan “Daimon”un, yani kişinin en geniş potansiyelinin gerçekleştirilmesi ile mümkün (İnsan-ı Kamil’i tanımlayan “Daimon” kelimesinin günümüz batı dillerine kötü ruh, şeytan anlamında kullanılan “Demon” olarak yer alması ilgimi çekti, kişinin kendini gerçekleştirilmesi şeytani olarak algılatılıp insanın kendi potansiyelini gerçekleştirmesine engel olunmak istenmiş olabilir mi ki?).

Hepimiz fiziksel egzersiz ya da sağlıklı beslenmenin beden sağlığı üzerindeki etkilerini biliriz. Esasen sağlıklı bir yaşam dediğimizde aklımıza baskın olarak yer eden sağlığın bedensel boyutu oluyor. Ancak, esenliği sağlayacak dört ayaklı formülün sadece tek ayağı beden sağlığı. Her bir ayağın birbirine etki etmesi yanında (psikolojik rahatsızlıkların bedensel rahatsızlıklara sebebiyet vermesi gibi), fiziksel egzersiz ya da sağlıklı beslenmenin olumlu etkileri sadece beden sağlığı ile sınırlı değil, ya da meditasyon ve farkındalık uygulamaları sadece ruh sağlığına olumlu etki yapmıyor. Bunların her birinin bütüncül etkileri akademik çalışmalarla defalarca kanıtlanmış.

Kendi yaşam planımda öne çıkanlar (hazırladığım ödev de az çok faydalandığım şekliyle) şöyle:

  • Fiziksel Egzersiz: Gideceğim yer yarım saatlik yürüme mesafesi dahilindeyse arabayı kesinlikle almıyorum, yürümeyi tercih ediyorum. Az katlı binalarda asansör kullanmıyorum. Ailem için temiz, düzenli ve huzurlu bir ev ortamı sağlayabilmek üzere evin içinde de çok aktifim. Bütün bunlarla birlikte son dört yıldır, dönem dönem aksatsam da düzenli kılabilmek için bilinçli bir çaba içerisinde, Thai Chi çalışıyorum. Thai Chi’nin gerek fiziksel gerekse beyin sağlığı üzerindeki faydalarını kanıtlayan pek çok akademik çalışma bulunuyor. Siz de hayatınızdaki hareket alanlarını gözden geçirerek kendiniz için en uygun davranış değişikliğini belirleyebilirsiniz. Bu zevk alacağınız yeni bir fiziksel aktiviteye başlamak olabileceği gibi akıllı saat veya telefonunuzda takip edebileceğiniz günlük adım sayınız için bir hedef koymak da olabilir.
  • Sağlıklı Beslenme: Cumartesi akşamları haricinde evde yemek yeriz. Çok seyrek olarak paketli hazır gıda alır veya dışarıdan sipariş ederim. Sebze, et, balık, baklagiller ve baharatlar içeren sağlıklı yemekler hazırlamaya çalışırım. Güne istisnasız her gün kolaya kaçmadan hazırlanmış bir kahvaltıyla başlarız. Yemekler ailenin bir araya gelme zamanıdır, her zaman birlikte yeriz.
  • Sosyal İlişkiler: Ailem, arkadaşlarım ve komşularımı sıklıkla kahvaltı veya yemeğe davet etmeye önem veririm. Sevdiklerini bildiğim bir şey pişirdiğimde komşularımla paylaşmak hoşuma gider. Hasta olduklarında onlar için alışveriş yapar veya yemek pişiririm.
  • Farkındalık ve şükran: Bilinçli olarak doğadaki değişiklikleri gözlemlemeye, (önceden çok da farkında olmadığım) çiçeklerin, ağaçların ve kuşların isimlerini öğrenmeye, farklılıklarını tanımaya gayret ederim. Yarattıkları güzel hisler için onlara gülümser, içimden teşekkür ederim. Her günün sonunda ve gün içinde sıklıkla sahip olduklarım kadar olmadıklarım için de şükranımı içsel olarak dile getiririm.

Bunların büyük bölümünü siz de zaten yapıyor olabilirsiniz, ya da hayatınıza eklemek isteyeceğiniz yeni davranışlar olabilir. Yeni davranışlar için hedefler koyup günlük tutmak işinizi kolaylaştıracaktır. Gün içinde fiziksel aktiviteye ayırdığınız zamanı, adım sayınızı not etmek, sağlıklı beslenme için haftalık menüler oluşturup alışverişinizi de buna göre planlamak, her gün şükran duyduğunuz 3 şeyi yazmak (nefes almak biri olabilir), her gün kendiniz ve başkaları için yaptığınız bir şeyi not etmek (birkaç sayfa kitap okumak veya komşunuza iltifat etmek gibi basit şeyler) gibi…

Yeni bir yaşam planı oluşturmak aslında işin en kolay kısmı sayılır. Zor olan ise bu plana bağlı kalıp yeni davranışları alışkanlığa dönüştürmek. Bunu mümkün kılmanın en sağlam yolu ise kişinin bir amaç’a sahip olması gibi görünüyor. Eğer var’olmak, yaşamak için kendinize bir amaç belirlediyseniz, bu amaç’la uyumlu hedefleriniz varsa, yeni yaşam planınız amaç’ınıza ulaşabilme yolunda bir araçlar paketine dönüşecektir. Arada belirlediğiniz yeni davranışlardan sapma eğiliminde olsanız bile amaç’ınız size doğru yolu gösteren bir pusula gibi sizi rotanıza döndürecektir.

‘Nasıl İyileşiriz’ isimli kitapta yer verildiği üzere amaç; kilo verme, uyku kalitesi, daha geniş sosyal çevre, daha iyi cinsel yaşam, daha hızlı iyileşme, daha düşük demans/Alzheimer/ kalp rahatsızlığı ile ilişkili bulunmuş. Biyolojik olarak da amaç’ın, beynin kişinin benlik duygusunun yer aldığı ventrikülomedial prefrontal korteks bölgesindeki büyümeyi artırdığı ve daha uzun yaşamla ilişkili olan genleri (telomerleri) koruyarak uzattığı tespit edilmiş(1). Tesadüfen bu kitabın hemen arkasından okumaya başladığım ‘Telomer Etkisi’ isimli kitapta da amaç’ın daha düşük felç riski, daha güçlü bağışıklık, daha az karın yağı ve daha düşük insülin duyarlılığı ile ilişkilerine yer veriliyor(2). Amaç’ınızı belirlemeye kendinize aşağıdaki soruları sormakla başlayabilirsiniz (sorular ‘Nasıl İyileşiriz’ isimli kitaptan):

“Hayatınızda size en büyük mutluluk ve tatmini ne vermişti?”

“Yaşamınızın amacı nedir, ne için yaşıyorsunuz?”

Bu soruların cevaplarını bulmak çok da kolay değil. İçimize dönmemiz gerekiyor. Kendimi bildim bileli, çok küçük yaşlarımdan itibaren hayattaki varlığımı ve amaç’ımı anlamlandırma çabası içinde oldum. Cevabı bulamadığımda kolaya kaçtım, çocukken cevap anne ve babama mutluluk getirmek idi, üniversite yıllarında bu cevap beni artık tatmin etmiyor olsa da yerine yenisini kendim çocuk sahibi olana kadar koyamadım, bu seferki cevap da dünyaya getirmiş olduğum çocuklar oldu, ben dünyayı değiştirememiştim ama değiştirecek olanlara aracılık etmiştim!?! Neyse ki bir süre önce kendimi kandırmaktan vazgeçtim, belki farklı türlüsünü bencillik olarak düşündüğüm için hayattaki görevimi hep başkaları üzerinden tanımlamıştım ama şimdi gönül rahatlığı ile amaç’ımı kendim üzerinden tanımlayabiliyorum. Ve yine bu amaç doğrultusunda kendi yakın ve uzak plan hedeflerimi oluşturabiliyorum. Bu sorulara cevap ararken kendinizi de daha iyi tanımaya başlıyor, güçlü yönlerinizi, nelerin size mutluluk/ tatmin getirebileceğini keşfediyor, akıntıya kapılmaktansa ne istediğinizi bilerek bu yönde kürek çekmeye başlıyorsunuz. Kendimi henüz yeterince iyi tanımadığım için üniversite sınavına girerken ne istediğimi bilmiyordum, çok acı ama okuduğum üniversiteyi ve bölümü seçme sebebim puanı en yüksek okul/bölüm olmasıydı. Okulu bitirdiğimde de ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Bankacılıkla başladığım kariyerimi, işimi çok da sevemeden 16 yıl boyunca devam ettirdim, çünkü bankacılık yapmak istemediğimi bilmekle birlikte gerçekte ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Ara ara bu soruyu kendime sorsam da cevap gelmiyordu, sanırım yeterince iyi bir dinleyici değildim (kendimi). Bankada aldığım liderlik eğitimlerinden birinde önümüzdeki 1 yıl, 3 yıl ve 5 yıllık zaman dilimleri içinde kendimizi nerede gördüğümüze ilişkin bir çalışma yapıldığında yaşadığım sıkıntıyı tarif etmem mümkün değil. O çalışmayı genel geçer cevaplarla bir şekilde tamamladım. Bu çalışmayı yapmak zorunda olmak hoşuma gitmediyse de iş yoğunluğu ve hayatın rutininden sıyrılıp bu konulara kafa yormaya başlamak adına bir katkı olmuştur sanırım. Sonuçta, benim cevabım ancak 40 yaşımda geldi. Bir gün bir kafede kitap okuyorken anlık bir iç görü ile gelmiş gibi görünse de o iç görüye ulaşabilmek için belli bir süreçten geçmem gerekmişti. Detaya girip uzatmayacağım ama kendi özelimde bu süreç toprak edinmekle, elimin toprağa değmesi ile, doğada daha fazla vakit geçirmekle başladı. Sürecin bu kısmını merak edenler link’te yer alan eki bir yazımı http://gridenyesile.com/nasil-basladi-bolum-1-toprak-sahibi-oluyoruz/ okuyabilirler. Sizin için de bu süreç içinden geçmekte olduğumuz bu farklı dönem olabilir. Pandemik bir salgının hayatın anlamı üzerine tehdit oluşturduğu bugünler aslında herkesin içine dönüp bu anlamın ne olduğu hakkında düşünmesi için bir fırsat değil mi?

Sevgiyle,

  1. Nasıl İyileşiriz?- Dr. Wayne Jonas
  2. Telomer Etkisi- Elissa Epel, Elizabeth Blackburn

Diğer Kitap Önerileri:

  • İnsanın Anlam Arayışı- Viktor Frankl
  • Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı- Steven Covey
  • İkigai- Hector Garcia, Francesc Miralles
  • Bir Yudum Nefes- Perihan Yıllı

Faydalı Linkler:

  • Siz de önde gelen üniversitelerin online derslerinden faydalanmak isterseniz:

https://www.coursera.org/

  • Temel birkaç nefes egzersizi hakkında bilgi için:

https://www.drweil.com/health-wellness/body-mind-spirit/stress-anxiety/breathing-three-exercises/

  • Farkındalık (mindfulness) ve nefes egzersizleri:

http://www.freemindfulness.org/download

  • Her gün yoga: https://youtu.be/-svRgU1c1tg

Tai Chi Chuan, Mu Tarımı ve Wu Wei’den AN’a

Fukuoka’nın ‘doğal tarım’ olarak bilinen Mu tarımı ve Tai Chi Chuan; her ikisi de hayatıma aynı dönemde girdi. Doğal Tarım’ın dört prensibi olan toprak sürme, ot temizleme, gübreleme, tarım ilacı olmaması ilkelerini duyduğumda Tai Chi ve Doğal Tarım arasındaki bağlantıyı kurmam, ilki Çin, diğeri Japonya kaynaklı da olsa her ikisinin aynı felsefeye dayandığını anlamam uzun sürmedi. Daha sonraları Fukuoka’nın ‘Doğal Tarımın Yolu’ kitabının arka kapağında Japonya’nın Lao-Tzu’su (Taoizm’in öğretilerini kaleme aldığı düşünülen Çinli filozof) olarak adlandırıldığını okuduğumda şaşırmadım.

Fukuoka- Tarım’dan Ötesi

Tai Chi Chuan, Çin kökenli bir sağlıklı yaşam ve savunma sanatı. Filmlerde, belgesellerde veya gittiyseniz Çin’de, parklarda 7’den 70’e insanların birlikte yumuşak, akıcı hareketlerle egzersiz yaptıklarına tanık olmuşsunuzdur. Ağır bir dans gibi görünen bu egzersiz aslında bir savunma sanatı olan Tai Chi Chuan.

Yin ve Yang

Tai Chi Chuan’ın kelime anlamını kavrayabilmek için öncelikle felsefi temelini aldığı Taoizm’e bakmak gerekiyor. İnsanın doğanın düzeni ile uyumlu yaşamasını öğütleyen Taoizm, evren meydana gelmeden önce her şeyin (hiç birşeyin) bir ‘wu chi’, yani kutupsuzluk hali içinde olduğunu ortaya koyuyor. Hiçbir şeylikten varlığa geçiş hali ise ‘tai chi’; kutupları Yin ve Yang olan ‘yüce kutupluluk’ hali. Yüce kutupluluk halinden doğan Yin ve Yang’ın evrendeki tüm diğer varlıklara hayat verdiği düşünülüyor. Bundan dolayı ki, Tai Chi’nin sembolü Yin ve Yang. Kelime anlamı yumruk olan Chuan ise dövüş sanatlarında bir disiplinin uygulamasını anlatmak için kullanılıyor. Tai Chi Chuan da ‘tai chi’ halinin uygulanması anlamına geliyor. Yin ve Yang’ın dansı, enerjinin kesintisiz ve sürekli akışı ve geri dönüşümü, zıtlıkların birliği, içsel dengenin sağlanması…

‘Wu’ Çince, ‘Mu’ ise Japonca aynı anlamdaki iki kelime. Türkçe’deki olumsuzluk bildiren yapım eki –sız, -siz veya İnglizce’de non, not, without ek/ kelimelerine karşılık geliyorlar. Taoizm’in ilkelerinden olan ‘wu wei’ Çince’de hareketsizlik, hiçbir şey yapmamak anlamına geliyor. İfade ettiği ise aslında tam bir eylemsizlik halinden ziyade, olayları doğanın akışına bırakmak, gerekenden fazla enerji harcamamak. Tai Chi Chuan’daki karşılığı, hareketleri yaparken kas gücü kullanmamak, gevşemiş, esnek ve su gibi akışkan olmak… Mu tarımında ise karşılığını, gıda yetiştirme eylemini doğayla uyum içinde yapmak, gereksiz enerji harcamamak (sürmemek, kompost yapmamak gibi) şeklinde buluyor.

Wu wei’e ulaşmak ve korumak çok da kolay değil aslında. Hele ki, aynı anda onlarca şeyi düşünmek zorunda olan, gerek özel hayatlarımızda yönetmeye çalıştığımız zorluklarla bunalan, gerekse güzel ülkemizin ve hatta dünyamızın gündemindeki olumsuzlukların bombardımanı altında sürekli yay gibi gergin olan bizler, hiçbir şey yapmama haline pek de aşina değiliz. Bizim kültürümüzle karşılaştırılamayacak ölçüde dingin olan Japon kültüründen birinin, Fukuoka’nın bile hiçbir şey yapmamayı prensip edinmesi için 30 yıllık gözlem gerekmiş. Hiçbir şey yapmama hali, wu wei, özünde AN’da kalabilmek, AN’da kalabilmenin ne olduğunu anlamak yolun yarısından fazlası.

Eski kung fu filmlerindeki klasik sahneyi hepimiz biliriz. Meditasyon halindeki yaşlı usta, yaklaşmakta olan düşmanı sezer, oturduğu yerde ve gözü kapalı iken düşmanın kendisine indireceği darbeyi karşılar, uçan sineği yakalar. Çünkü AN’dadır, AN’da olduğu, AN’da kalabildiği için AN’da olan her şeyin farkındadır.

AN, son üç yıldır o kadar çok karşıma çıkıyor ki… AN’da kal, AN’da kal diye kafama vururcasına adeta… Mesela, AN’a ve kendime ilişkin farkındalığıma büyük katkısı olan ve bir çok arkadaşıma da hediye ettiğim ‘Şimdi’nin Gücü’nün yazarı Eckhart Tolle, “Ancak Şimdi’de var olabilirsiniz, geçmişte ya da yarında değil” diyor. Geç keşfedip çok sevdiğim filozof şair  Halil Cibran, “İçinizde zamana bağlı olmadan varolan öz, yaşamın zamandan bağımsızlığının zaten farkındadır; Ve bilir ki, dün bugünün anısı, yarın ise bugünün rüyasıdır” derken, Siddhartha Gautama’nın hayatını anlattığı ‘Siddartha’da Herman Hesse, “Geçmişte olan, gelecekte olacak olan hiçbir şey yoktur; her şey vardır sadece, şu an içinde varlık sahibidir” demekte. Bir barış aktivisti olan Zen ustası Thich Nhat Hanh, “Şimdiki zaman, geçmişi ve geleceği içinde barındırır. Dönüşümün sırrı, bu anı nasıl ele aldığımızda yatar” ve “Şu anın haricinde erişecek hiçbir yer yok” diyerek vurguluyor AN’ı.

AN, meşhur ‘Ölü Ozanlar Derneği’nin Türkçe’de ‘an’ı yakala’ olarak karşılığını bulduğu an’ı kapsamakla birlikte daha derin. AN’da olmak; araba kullanırken her gün yanından geçtiğin ağacı görmek, gökyüzünün renginin, bulutların farkında olmak, mevsimlerin farklı kokularını almak. AN’da olmak; karşındakini hakkıyla dinlemek, mesai arkadaşının merhabasında o gün farklı olan tonu duymak. Beş duyumuz da sanki AN’ı hakkıyla algılamak için var ama biz duyularımızı da hakkıyla kullanmıyoruz.

Sürekli AN’da kalmak gibi bir şey mümkün mü bilmesem de, AN’a dair farkındalığımın bana kattıklarının başında daha çok şükür etmek geliyor. Sonra, kendimi daha fazla gözlemliyorum, öğrenilmiş tepkilerimin farkına varıyorum ve aslında bu tepkilerin bana ait olmadığını anlıyorum, farklı bir tepki vermeyi/ tepki vermemeyi seçiyorum. Öğrenilmiş tepkilerimiz, trafikte önümüzdeki hatalı bir sollama yaptığındaki el kol işaretimiz ve çocuğumuz ders çalışmak istemediğinde verdiğimiz vaaz gibi genellikle de öfkeyi tetikleyen davranışlarımız. Öğrenilmiş tepkilerimiz, aslında bizim konfor alanımız, ama artık hepimiz konfor alanının o kadar da konforlu olmayabileceğini biliyoruz sanırım.

Okuyunca çok kolaymış gibi anlattığımı fark ettim ama tabi bir günde gerçekleşmiyor dönüşüm. Yılların ezberi tek seferde bozulmuyor, beyin çoğu kez kolaya kaçmayı, konfor alanının bilindik rahatlığını seçiyor, ama bir kez ezberi bozduğunuzda bir şeyler tetikleniyor, inanın. Kendinizi yakalayıp durdurmaya başlıyorsunuz, önceleri ve hatta sonraları da bazen durdurmak istemediğiniz ve tepkiyi sürdürdüğünüz de oluyor ama farkında oluyorsunuz artık size ait olmayan o tepkinin, o artık terk etmeye başladığınız bir alışkanlık sadece. Böyle durumlarda, bir çocuğu izler gibi anlayışla izliyorum kendimi, bunun bir süreç olduğunu, yolun başında olduğumu bilerek.

Tolle’un çok yerinde deyimi ile “AN’ı onurlandırma”ma, doğal tarımla uğraşma yolunda doğada daha fazla vakit geçirmemin ve çalışılması AN’da olmayı gerektiren Tai Chi Chuan’ın katkısı büyük. Ama en büyük katkı çocuklarımın, en çok AN’da olabildiğim zamanlar onlara sıkıca sarıldıklarım.

Bir günü siz de kendiniz için hiçbir şey yapmama günü ilan edin (biraz daha farklı bir noktadan hareketle doğmuş olsa da ‘hiçbir şey yapmama festivali’ bile var), mümkünse doğada olun ve başlangıç için sadece bir AN da olsa, AN’ın farkında olun ve “AN’ı onurlandırın”.

 

Yazının içinde yer veremediğim ama çok değerli bulduğum bir iki sözü de belki birilerine ilham olur diyerek buraya alıntılıyorum:

“Yaşadığınız her gün içinde, her düşüncenize ve eyleminize dikkat edin. Ancak bu yolla kendinizi keşfedebilir ve uykudan uyanabilirsiniz” Krishnamurti

“… Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı? ” Aziz Augustinus

“Siz gelecek hakkında hayaller kurar ve geçmişteki hatalara üzülürken, aslında sahibi olduğunuz tek şey, şimdiki zaman avuçlarınızdan kayar gider.” Hilaire Belloc

Sevgiyle,

 

Kaynaklar:

http://www.suhaertekin.com/

http://www.internalgardens.com/does-tai-chi-chuan-mean-why-spelled-as-taijiquan

Doğan Kurban; Lao Tzu Tao Yolu Öğretisi Tao Te Ching’in Yorumsal Çevirisi

Masanobu Fukuoka; Doğal Tarımın Yolu, Felsefesi ve Uygulaması